Uzun Yıllar Boyunca İntihar Düşüncesi ve Planı Olan Hastayla Görüşme Notları*
Uzun Yıllar Boyunca İntihar Düşüncesi ve Planı Olan Hastayla Görüşme Notları*


Bu yazıda Prof. Dr. Haluk Savaş, günleri ve mevsimleri karıştıran, uzun yıllar boyunca intihar düşüncesi ve planı olan  ''depresyon'' ile ''dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu'' hastasıyla görüşmektedir.  Ağlama ve sinir krizleri geçiren genç kadın hastanın ilaçları yeniden düzenlenmiş ve intihar etmeyeceği konusunda 3 aylık bir anlaşmaya varılmıştır. Bu yazıda kullanılan isimler gerçek kimlik bilgilerini saklamak amacıyla tamamen değiştirilmiştir. 


Psikiyatrist: Hülya Hanım az önce açıkladığım gibi eğer uygun görürseniz bu görüşmenin ses kaydını alıp yazılı bilgiye dönüştürüp, kimlikle ilgili ayrıntıları sizin denetiminizden sonra uygun gördüğünüz şekilde tanınmayacak şekile getirildikten sonra web sitemizde bu bilgileri yayınlamak istiyoruz yazılı olarak. Diğer yandan çok düşük bir ihtimal ama hani ahlâken ve hukuken gerekli olduğu için söylemek isterim. Belki dar gruplarda 5-10 kişilik psikiyatrist, psikolog veya hemşire eğitimleri esnasında kimlik bilgilerinizi vermeyecek şekilde 3-5 cümlelik ses kaydı kısmı da yayınlanabilir.

Hasta: Kimlik olmadıkça sorun yok.

Psikiyatrist: Sizin açınızdan bu her ikisi de uygun mudur?

Hasta: Evet sadece kimlik bilgileri daha doğrusu isim soyisim olarak değil…

Psikiyatrist: Sizi tanıtacak ayrıntıları içermeyecek şekilde…

Hasta: Evet o ayrıntılar olmadıkça sorun değil.

Psikiyatrist: Anladım çok teşekkür ediyorum. Bunlara özellikle dikkat edeceğiz zaten sizin denetiminizden de geçecek.

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Az önce konuştuk ‘’İntihar düşüncesi var.’’ dediniz. Bunun uzun yıllardır olduğunu söylüyorsunuz anladığım kadarıyla zihnin bir hazırlığı var bu konuda.

Hasta: Yani evet. Uzun yıllardır benim intihar girişimim olmasa da intihara bakış açım genelde insanların bakış açısı kadar kötü bir bakış açısı değil. Saygı duyuyorum.

Psikiyatrist: Anladım aynı zamanda ‘’depresyonunuz olduğunu’’ da veya olabileceğini de dikkate alarak ‘’bir tür antidepresan tedavisi gördüğünüzü’’ de ifade ettiniz. Bu tedaviden de anladığım kadarıyla bir kısmını bıraktığınızda zarar görmenizden yola çıkarak aslında başta çok fark etmediğiniz ‘’kısmi bir fayda gördüğünüzü’’ de söylediniz. Doğru mu anladım?

Hasta: Evet evet.

Psikiyatrist: Şu anda venlafaksin, alprazolam, propranolol bir de risperidon kullanıyorsunuz. Bu ilaçların ne tür bir faydası oldu size tedavide?

Hasta: Bu ilaçları da deneme yanılma yoluyla gittiğim doktorla bulduk. Şu an bütün bunlar arasında en iyileri bu geldi. Çok fazla ağlama ve sinir krizim oluyordu. Biraz daha en azından ağlamıyorum.

Psikiyatrist: Yüzde kaç mesela?

Hasta: Yani her gün muhakkak yine ağlıyorum ama durdurulamaz ve her an ağlama halinde değilim. Yine kolay ağlayabiliyorum ama eskiden durduramıyordum ve her an yani 24 saat süren bir ağlama vardı. Sinirlerime çok hâkim olamıyordum. Şimdi biraz daha iyiyim ama yüzde veremiyorum.

Psikiyatrist: Yani kabaca bir şey 4/1 ya da yarı yarıya…

Hasta: Yarı yarıya.

Psikiyatrist: Yarı yarıya öyle mi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Bu önemli bir rakam bizim açımızdan. Yani %50’ye yakın bir iyileşmeden bahsediyorsunuz. Doğru mu?

Hasta: Evet ama iyi hissetme anlamında bir iyileşme yok. Sinir krizlerim yok.

Psikiyatrist: Toplam süreç yarı yarıya denilebilir mi?

Hasta: Denilebilir evet.

Psikiyatrist: Çünkü bizim açımızdan şöyle bir şey var. Hastalık belirtileri %25’den fazla düzeliyorsa bu ‘’kısmi yanıt’’ %50 civarındaysa ‘’yanıt’’ diyoruz buna. %50’den fazlaysa ‘’çok iyi bir yanıt’’ demek oluyor. Dolayısıyla…

Hasta: Yani çok iyi bir yanıt diyebileceğim bir yanıt değil.

Psikiyatrist: %50’den fazla olmadığını zaten ifade ettiniz.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Ama %50’ye yakın anladığım kadarıyla. Her halükarda en asgarisinden burada kısmi yanıt var demektir. Buna herhalde mutabıkız.

Hasta: İlaçsız halimle kıyaslayınca tabii ki bir şey olduğunun farkındayım.

Psikiyatrist: Yani taş yerinden oynamış bu şekilde.

Hasta: Evet hatta ben uzun zamandır ilaç da kullanıyorum. Bir bağımlığım, ömrümün sonuna kadar kullanacağım herhalde. Kullandığım zamanla kullanmadığım zaman arasında çok fark var.

Psikiyatrist: Yani bariz fayda mı gördünüz?

Hasta: Az önce dediğim gibi bariz bir fayda hissetmiyorum ama kullanmadığım zaman o kadar kötü oluyorum ki o zaman anlıyorum. İlaçları kullanırken aslında pozitif bir fayda gibi değil.

Psikiyatrist: Bir tür iyilik yaşadığınızı sonradan fark ediyorsunuz anladım çok teşekkür ederim. Şimdi burada bir yanıt var ve sürdürülebilir bir şey bu. Yani daha devam edilip düzeltilebilir onu kast ediyorum. İntiharla ilgili şeyler söylemiştiniz. ‘’Bu dünyaya tahammül etmek, bu dünyadaki adaletsizlik…’’ dediniz. Onlardan biraz bahseder misiniz? Nasıl etkiliyor sizi? Neler oluyor?

Hasta: Yani çok fazla acıya şahit olmanın da verdiği bir travma var. Kendi hayatında da her şeyin çok fazla kötü gitmesi kötülüyor. Maruz kalıyor olmamın ve bundan ne kadar uğraşsam da bir çıkışa bir çözüme ulaşamam sebebiyle ben artık bu düzende olmak istemediğimi fark ettim. Olmak istemiyorum. Böyle devam etmiyor uzlaşamıyorsak bir sürü hem kişisel şansızlıklar peşimi bırakmıyorsa hem var olan düzen hiçbir şekilde bana, etrafıma, çevreme hitap etmiyor ve uzlaşacak ortak bir zemin kalmadıysa az önce söylediğim gibi ölümden bir korkum yok. Cehennem gibi bir inancım yok. Hesabını veremeyeceğim varsa bile bir Tanrı günahım olduğunu düşünmüyorum. Biraz yaşça erken olsa da bu hayat sözleşmesini feshetmek istiyorum. Benim şeyime uymuyor yani bari bu kadar söz sahibi olabileyim kendi hayatımda. Çünkü yaşadığım hiçbir şey benim istediğim şekilde gitmiyor ve istediğim şekile gelecek gibi de değil. Hatta sanki benimle inatlaşıyor gibi ne istesem tersi, neye niyetlensem o kadar çok zıttı oluyor ki. Aslında çok fazla başka yolu da yok. Böyle yaşayamıyorum.

Psikiyatrist: Yani zorlanıyorsunuz öyle mi?

Hasta: Çoook ve istemiyorum da yani bari bunu yapabileyim.

Psikiyatrist: Zorlandığınız noktaları birkaç açıdan söyleyebilir misiniz?

Hasta: Talihsizlik mi tesadüf mü yoksa hastalıkla mı alakalı bilmiyorum ama neye niyet etsem, umutlansam ısrarla o olmuyor. Artık yaşayamıyorum büyüklü küçüklü ne kadar çok güvendiğim varsa veya ne kadar çok olmasını istediğim ve çabaladığım şey varsa ters dönüyor. Bu kadar şahit olduklarımla sadece bencilce kendi hayatım değil ama çok fazla, adaletsizliğe, haksızlığa şey kalıyor olmak ve düzenin böyle işliyor olması benim devam ettirme şevkimi kırıyor. Ben devam etmek istemiyorum.

Psikiyatrist: Bu intihar düşünceniz dışında enerjiniz, uyku düzeniniz nasıl? Moraliniz nasıl? Hayattan zevk alma nasıl?

Hasta: Moralim çok kötü. Hayattan zevk alma gibi bir durum çok uzun zamandır hissetmiyorum. Hissetmeyeceğime olan inancım da yani kötü dönemin geçeceğine inancım da yok. ‘’Bu böyle gidecek’’ gibi bir inancım var. Çünkü ne zaman umutlansam daha büyük bir hayal kırıklığı yaşadım büyüklü küçüklü illa çok büyük olmasına gerek yok ama kendimce ‘’büyük’’ dediğim şeyler de yaşadım.

Psikiyatrist: Neler biraz bahseder misiniz onlardan?

Hasta: Mesela annemin ölümü, annemin ölümünden sonra maddi durumumuz birden aşırı kötüye gitti. Yani ortalama bir para kaybından söz etmiyorum. Kendi hayatımızı idame ettiremeyecek, faturalarımızı ödeyemeyecek kadar bir düşüş ki böyle bir yaşam standardından gelmiyoruz. Ondan sonra babamla aram bozuldu. Babamın akıl sağlığını çok iyi görmüyorum. Onun da delirdiğini düşünüyorum. Sevdiklerini bu kadar üzüntülü ya da akıl sağlıksız görmenin de çok üzücü olduğunun farkındayım. Bunu yaparak bunu da abime yaşatacak olmanın verdiği bir üzüntü var ama böyle de yaşamak istemiyorum. Sırf sadece ‘’Abime ayıp olmasın, onu üzmeyeyim’’ diye yaşamak…

Psikiyatrist: Çok cazip gelmiyor.

Hasta: Evet mantıklı gelmiyor.

Psikiyatrist: Anladım. Çocukluk çağında yaşadığınız önemli bir travma var mı?

Hasta: Bilmem yok yani benim aklıma gelen yok.

Psikiyatrist: Çocukken ihmale uğradığınızı düşünür müsünüz?

Hasta: İhmal değil de yanlış sevildiğimi düşünüyorum.

Psikiyatrist: Biraz açar mısınız?

Hasta: Yani annemin beni sevdiğini biliyorum ama bence sevme biçimi, seviş tarzı yanlıştı. Sevgiyi öğretiş tarzı da yanlıştı.

Psikiyatrist: Ne tür bir yanlış içeriyor?

Hasta: Hissedilen bir sevgi değil de öğrenilmiş bir sevgiydi.

Psikiyatrist: Anladım öğrenilmiş bir davranışı sergiliyordu size öyle mi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Onun yürekten olduğunu hissedemiyordunuz öyle mi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Anladım. Çocukken hiç dayak yediniz mi? Dayak yiyen birilerini gördünüz mü?

Hasta: Yok.

Psikiyatrist: Çocukken hiç cinsel tacize uğradınız mı?

Hasta: Yok.

Psikiyatrist: Çocukluk çağında aşırı hareketlilik, haylazlık veya dikkat problemi var mıydı?

Hasta: Dikkat problemim hep vardır ama normal bir çocuktan daha yaramaz değildim.

Psikiyatrist: Anladım şimdi dikkatle ilgili bir dizi soru soracağım bunlara odaklanırsanız. 6 aydan daha uzun sürmüş şu belirtiler var mı yok mu soruyorum çocukluğunuzdan itibaren.

Hasta: Tamam.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerinde dikkatsizce hatalar yapar.’’ Var mıydı?

Hasta: Vardı.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.’’ Var mı?

Hasta: Olabilir evet.

Psikiyatrist: ‘’Doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.’’

Hasta: Bilmiyorum nasıl göründüğümü.

Psikiyatrist: Anladım. ‘’Çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevlerini, ufak tefek işlerini tamamlayamaz.’’

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.’’

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman sürekli zihinsel çaba gerektiren görevlerden kaçınır.’’

Hasta: Evet kaçınmak kesinlikle.

Psikiyatrist: Bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir. Bu soru depresyondan hariç bir soru. Depresyonda bunlardan kaçınırız ayrı ama hani depresyondan hariç bir biçimde zihinsel çaba gerektiren olaylardan hemen uzaklaşmak ona dikkatimizin yetmemesi.

Hasta: Evet yani depresyonla mı alakalı bilmiyorum ama çok kestiremiyorum çünkü depresif halim kendimi bildim bileli var. Şu an ikisi arasındaki ayrımı doğru yapamayabilirim.

Psikiyatrist: Anladım. Doğru ben dahi yapamayabilirim. ‘’Çoğu zaman üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder.’’ Okulda oyuncak, defter, kalem…

Hasta: Kimi zaman.

Psikiyatrist: Çok yoğun değil öyle mi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla dikkati kolaylıkla dağılır.’’

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: ‘’Günlük etkinliklerinde çoğu zaman unutkandır.’’

Hasta: Evet son zamanlarda aşırı.

Psikiyatrist: O depresyondan ondan evvel.

Hasta: Onun öncesinde yok.

Psikiyatrist: Tamam. Şimdi 6 belirtiyi doldurdunuz aslında yani dikkat eksikliği bir biçimde var ama bunu ne kadarı son zamanlardaki depresyona bağlı onu ayırt etmek güç gerçekten. Dolayısıyla bunu doğrudan dikkat eksikliğine bağlamak yerine ben bir kısmı dikkat eksikliği olabilir ama depresyonla da sanki ilave edilerek yüklenmiş bir…

Hasta: Son zamanlarda o kadar çok arttı ki. Yani şuursuz bir biçimdeyim. Daha bugün konuştuk. Sürekli ben kışa gireceğimizi zannediyordum yaza girecekmişiz. Ben bu kadar…

Psikiyatrist: Bu kadar da olmaz mı diyorsunuz?

Hasta: Evet. Mesela günleri karıştırmak çok daha normal kalıyor. Mesela montlarımı çıkarıyorum kış gelecek diye hazırlıyorum.

Psikiyatrist: Gerçekten bu kadar mı?

Hasta: Evet evet. Şok oldum inanamıyorum ‘’Aaaa! Yaza giriyormuşuz. Eylül bundan önce miydi sonra mıydı?’’ diye…

Psikiyatrist: Kaldı ki mesleğiniz de zaman yönetimiyle çok ilişkili bir meslek.

Hasta: Maalesef.

Psikiyatrist: Yani o açıdan da dikkat çekici değil mi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Diyebilirim ki bu kadarı dikkat eksikliğinden değil biraz depresyondan olsa gerek.

Hasta: Normalde böyle değildim.

Psikiyatrist: Okulları filan bitiremezdiniz.

Hasta: Tabii.

Psikiyatrist: Böyle bir profesyonel meslek alanına giremezdiniz.

Hasta: Tabii evet.

Psikiyatrist: Belli ki son zamanlarda ağırlaşan bir şey var. Doğru mu?

Hasta: Evet son zamanlarda hat safhada.

Psikiyatrist: Anladım o zaman depresyonla ilgili şeyiniz daha da netleşiyor. İntihar düşüncenizin salt felsefi bir düşünce olmayıp bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan düşünce olma ihtimali artıyor. Tabii hani zeki ve donanımlı bir kişiniz. Onu felsefi açıdan zihninizin süslemesi ve daha cazip göstermesi mümkün ama hani temel motivasyonlar hastalıktan kaynaklanıyor diyebiliriz. Yoksa hani ben de psikiyatrist olarak sizi dinlerken ‘’Aaaa! Gerçekten çok doğru şeyler söylüyor.’’ şeklinde hani intihar hakkında bir kısım olumlu fikirlere sahip olmam mümkündü ama biz biliyoruz zaten daha önce de söyledim literatürün kahir ekseriyeti çok büyük oranda şunu söylüyor; intihar düşüncesinin %90’ı hastalıklar nedeniyle ortaya çıkar ve harekete geçer. %10 civarında ‘’felsefi intihar’’ diye tarif edilen bir şey var ama şahsi kanaatim onlarında fark edilmemiş psikiyatrik süreçler olabileceği yönünde. Devam edelim bir de hiperaktivite sorularımız var bakalım. ‘’Çoğu zaman elleri ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.’’ Var mı?

Hasta: Yok.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.’’ Bunu çocukluk çağlarınızı hatırlayarak cevaplandırın lütfen.

Hasta: Evet. ‘’Kurtlu’’ denir ya halk arasında.

Psikiyatrist: Var mıydı yani öyle bir şey?

Hasta: Evet evet yerinde duramama.

Psikiyatrist: Var mıydı?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman uyumsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır.’’ Ergen ya da erişkinlerde içsel huzursuzluk olarak tarif ediliyor.

Hasta: Evet aynen aynen.

Psikiyatrist: Yani bir yerde sıkılma olur mu?

Hasta: Hıhı evet.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman sakin bir biçimde boş zamanlarını geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.’’ Yani zaman birden boşaldı bir köşede oturup kitap okuma, açıp televizyon seyretme gibi filan hani o boş zamanı hemen başka bir şeye dönüştürebilme.

Hasta: Yok hayır.

Psikiyatrist: Orada bir zorluk var mı?

Hasta: Yok hayır aksine o boş vakitte ömür boyu öyle kalabilirim hiç kımıldamadan yatağımda televizyonu dahi açmadan durabilirim.

Psikiyatrist: Yani orada bir sabırsızlık yok öyle mi?

Hasta: Yok.

Psikiyatrist: Tamam. ‘’Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.’’

Hasta: Yok.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman çok konuşur.’’

Hasta: Emin değilim.

Psikiyatrist: Anladım. ‘’Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan cevabını yapıştırır.’’

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır.’’

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: ‘’Çoğu zaman başkasının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.’’

Hasta: Bunlarda hep kendimi eğitmeye çalışıyorum ama…

Psikiyatrist: Var yani öyle mi?

Hasta: Evet var.

Psikiyatrist: O zaman hayırlı olsun başka bir tanınız oldu yani ‘’dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu’’ her ikisi de var. Dolduruyorsunuz her ikisini bu da sürpriz değil bir taraftan ‘’depresyon’’ bir taraftan ‘’dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu’’ var. Tabii ki intihar düşüncesi buna eşlik edebilir ama tüm bunlar sizin dünyayı algılayış biçiminizin sadece hastalığın etkisinde olduğunu söylememize yetmez. Elbette sizin kendi düşünsel, felsefi bir arka planınız var. Burada düşüncelerinizin bir kısmı intihara ilişkin de olsa değerlidir, sizin birikiminizdir. Orada bir şey yok rahat olun lütfen. Sözlerim sizin düşüncelerinizi hastalığa indirgiyor değil o ayrı bir şey. Çünkü hastalık düşüncesini bile ifade etmenin çok farklı yolları var. Siz de çok sanatlı ve filozofik bir yol kullanıyorsunuz.

Hasta: Anladım.

Psikiyatrist: Dolayısıyla bu sadece hastalıktan ibaret olamaz. Şimdi; kişilik özellikleriniz hakkında çevre ne düşünür?

Hasta: Hiç bilmiyorum.

Psikiyatrist: Siz ne düşünürsünüz?

Hasta: Mutsuz, depresif.

Psikiyatrist: Son zamanlarda olumlu olumsuz yeni bir yaşam olayı var mı annenizin vefatı dışında?

Hasta: Yani aslında son zamanlarda taşlar tamamen yerinden oynadı.

Psikiyatrist: Babanızın ekonomik durumunun kötüleşmesi, sizin de galiba.

Hasta: Evet benim yüküm çok arttı. Ben eskiden ev giderlerine veya kredi giderlerine katılmıyordum. Şimdi yüküm çok arttı. Gelirim de azaldı yüküm çok artınca da işte asgari yaşamımızı sağlayamayacak düzeydeyiz.

Psikiyatrist: Anladım. Yaşadığınız kişilerarası bir çatışma var mı?

Hasta: Vaaar. Kendi içimde mi?

Psikiyatrist: Etrafınızda.

Hasta: Kendi içimde evet hatta etrafta da evet. Genel olarak kimseyle anlaşamıyorum diyebilirim.

Psikiyatrist: Ne tür bir şey oluyor?

Hasta: Bana herkes ve her şey çok geliyor. Herkes çok kolay sınırını aşabiliyor, beni çok rahat ezebiliyor. Bana karşı çok rahat acımasız olabiliyor gibi geliyor.

Psikiyatrist: Anladım. Hastalığın ilk başlardaki belirtileri ne zaman ortaya çıkmıştı?

Hasta: Ben kendimi bildim bileli depresifim.

Psikiyatrist: Kaç yaşından beri?

Hasta: Çocukluğumdan beri, küçüklüğümden beri. İlkokul belki daha da eski.

Psikiyatrist: Hep depresyon vardı öyle mi?

Hasta: Evet hep.

Psikiyatrist: Üzüntü, keder, hayattan zevk almama…

Hasta: Aynen aynen. Bir efkâr hep vardı.

Psikiyatrist: Kaç yıldır tedavi görüyorsunuz?

Hasta: 7-8 yıldır.

Psikiyatrist: 7-8 yıldır antidepresan kullanıyorsunuz öyle mi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Hangi ilaçları kullandınız bugüne kadar?

Hasta: Fluoksetin kullandım. Ondan sonra sürekli değişti.

Psikiyatrist: Neler oldu? Hangi ilaçları kullandınız?

Hasta: Hepsinin ismini hatırlamıyorum.

Psikiyatrist: Hatırladıklarınız…

Hasta: Essitalopram vardı onu hatırlıyorum.

Psikiyatrist: O bir antidepresan değil. Bunama ilacı hiç konuyla alakası yok aslında.

Hasta: Bunama mı?

Psikiyatrist: Evet bir psikiyatrist mi verdi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Yanlış hatırlıyor olabilirim ilk çağrıştığı şey bunama ilacı ama bakalım.

Hasta: Ondan sonra fluoksetinin dozunu arttırdılar. İsimlerini çok hatırlamıyorum.

Psikiyatrist: Peki önemli değil en son venlafaksine kadar geldiniz öyle mi?

Hasta: Hıhı venlafaksin, alprazolam, propranolol.

Psikiyatrist: Anladım ilk olarak 20’li yaşlarda hekime gittiniz ama ‘’Çocukluk yıllarımdan beri var.’’ diyorsunuz öyle mi?

Hasta: Evet hatta ilk fluoksetinle biraz rahatladığım dönemi hatırlıyorum yani.

Psikiyatrist: Aralarda hiç iyileşmeler oldu mu?

Hasta: Hayır ama kötüleşmeler oldu.

Psikiyatrist: İntihar düşüncesi hep vardı. Hiç plan oldu mu? Şöyle şöyle yaparım gibi.

Hasta: Biraz uzun vadeli bir plan olduğu için halâ da var.

Psikiyatrist: Nedir planınız bir sakıncası yoksa hahaha?

Hasta: Haha ilaç içmek. Daha ağrısız daha sessiz.

Psikiyatrist: Hiç girişiminiz oldu mu şimdiye kadar?

Hasta: Yok.

Psikiyatrist: Ailenizde başka psikiyatrik hastalıklar var mı?

Hasta: Tanısı konulmamış ama var ben eminim.

Psikiyatrist: Kim?

Hasta: Anne baba dâhil olmak üzere her iki tarafta var. Gerçekten zor bir aile kombinasyonu.

Psikiyatrist: Ailenin neredeyse tamamı diyorsunuz öyle mi?

Hasta: Evet gerçekten.

Psikiyatrist: Peki ne tür rahatsızlıkları var sizce?

Hasta: Depresyon var ama anne tarafı daha çok sinir hastası.

Psikiyatrist: Yani sinir hastasından kasıt nedir?

Hasta: Sinir krizleri çok fazla olur. Çok fazla şiddet olur, bir şeyi kırma olur. Ben biraz onlara çekmişim galiba.

Psikiyatrist: Yani parlama, patlama şeklinde öyle mi?

Hasta: Evet öfke nöbetleri onların çok rutinidir. Baba tarafının daha depresif gerçi babaannemin birkaç karakteri vardı ama çok teşhis edemiyorum ama var yani.

Psikiyatrist: Anladım.

Hasta: Her biri numunelik.

Psikiyatrist: Yani ‘’genetik bir yük var’’ diyorsunuz öyle mi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Ailede önemli bir tıbbi hastalık var mı? Anneniz kanserden vefat etti. Başka böyle bir hastalık var mı?

Hasta: Babamda kanserimsi küçük bir kitle vardı.

Psikiyatrist: Sizin başka önemli bir hastalığınız var mı?

Hasta: Bilmem.

Psikiyatrist: Adet düzensizliği var mı?

Hasta: Var.

Psikiyatrist: Adet öncesi gerginlik, patlama var mı?

Hasta: Çoook çoook. 

Psikiyatrist: Peki alkol kullanır mısınız?

Hasta: Sosyal içiciyim sigara hiç içmem. Alkolü düzenli kullanan birisi değilim.

Psikiyatrist: Peki anladım hiç esrar denediniz mi?

Hasta: Yok.

Psikiyatrist: Başka bir madde kullandınız mı?

Hasta: Yok hayır.

Psikiyatrist: Daha önce psikiyatrik nedenlerle hastaneye yattınız mı hiç?  

Hasta: Yok hayır.

Psikiyatrist: Venlafaksin ve fluoksetin en bariz hatırladığınız ilaçlar bir de alprazolam dediniz.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Bir de risperidon var.

Hasta: Bir de propranolol.

Psikiyatrist: Evet bunların önemli yan etkileri oldu mu?

Hasta: İlaçlardan mı kaynaklı bilmiyorum ama biraz sarhoş gibiyim yani. Şuursuzum, günleri ayları karıştıracak kadar.

Psikiyatrist: Yapabilir.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Ama sadece ondan değil depresyonun bir bulanıklığı vardır yani.

Hasta: Anladım.

Psikiyatrist: Geçmişte kullandığınız bu ilaçlardan fayda gördünüz mü? Kısmen gördünüz herhalde en çok venlafaksinden gördünüz anladığım kadarıyla.

Hasta: Evet özellikle 150 mg’a çıkınca biraz daha iyi.

Psikiyatrist: Çok iyi. Yan etkiler kilo aldırdı mı? Kabızlık yaptı mı?

Hasta: Kilo aldırdı ama belki depresyondayım diye çok yiyorumdur. Belki ilaç aldırmamıştır.

Psikiyatrist: İlaç aldırmış olabilir sorun değil. Peki, isterseniz bulguları özetleyelim. Şu ana kadar çok net bilgi ailede ciddi bir hastalık yükü olduğunu düşünüyorsunuz ve buna ilişkin kanıtlar da sürdünüz zaten.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Diğer yandan çocukluktan beri süren bir depresyondan bahsediyorsunuz. Diğer yandan çocukluğunuzda anneniz tarafından yeterince samimiyet içerisinde sevilmediğinizi ifade ettiniz.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Diğer yandan çocukluktan beri süren bir depresyon etkisi ve son zamanlarda daha netleşen ‘’bu dünyanın size uymadığı’’ düşüncesi…

Hasta: Aynen.

Psikiyatrist: Yani ‘’Ben bu anlaşmayı feshetmek istiyorum.’’ diye ifade ettiniz. Anlaşma kelimesini ben ekledim ama böyle yani kastettiğiniz şey.

Hasta: Evet feshetmek istiyorum.

Psikiyatrist: Bu da çok ilginç bir ifade tarzı oldu. Bir intihar fikri var yoğunlaşan ve uzun yıllardır 7-8 yıldır devam eden antidepresan tedavisi var. Bunun içerisinde de venlafaksin son zamanlar etkili olmuş ki iyi bir ilaçtır. Yani sizin gibi bir hastada ilk tercih edeceğim ilaçtır. İlaçla ilgili bazı stratejiler geliştireceğiz şimdi uygun görürseniz. O ilaçla kısmi düzelme tarif ediyorsunuz. İntihar düşüncesinde hiç etki yaptı mı o ilaç? Ufak da olsa bir değişiklik veya şiddetinde azalma vs.

Hasta: Yok emin değilim yanlış söylemeyim.

Psikiyatrist: Anladım peki. Bu ilaçlardan kısmi fayda görmüşsünüz. Bu önemli bir şey. Adeta ailenizi üzmemek üzere bunu erteliyorsunuz bir biçimde.

Hasta: Daha uygun bir zamanda onların daha kabullenebileceği…

Psikiyatrist: Bir zamana yaymayı düşünüyorsunuz öyle mi?

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Diğer yandan hani hayatla baş etme, genel anlamda yani bu adaletsizliğin dışında da bir enerji ve şey yok anladığım kadarıyla depresyon fikrine ulaşmamızı yardımcı olan diğer belirtiler. Diğer yandan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu açısından bir tarama yaptık. Bir kısmı depresyon etkisiyle de olabilir ama dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtilerini tam sınırlarda tutturdunuz. Dolayısıyla çocukluktan itibaren de zaten bir tür haylazlık gibi tanımladığınız belirtiler vardı.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: O kapıdan girdik ve öyle baktık. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve depresyon tabii bir arada bulunabilecek şeyler. Bir de anladığım kadarıyla oldukça iyi bir zihinsel başarınız var. Belki depresyonun belki de eskiden beri olan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun etkisiyle sanki akademik başarınız bir miktar geride kalmış gibi yani hani ben cümlelerinizden onu çıkardım.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Kurduğunuz filozofik cümleler çok daha fazlasını hak eder. Mesela yüksek lisansı yarıda bırakmışsınız. Bu benim için sosyal, mesleki işlevselliği azaltan hastalık faktörünü daha çok düşünmemi sağlıyor. Böyle bakınca intihar düşüncesinin felsefi bir düşünce olmadığı felsefi bir düzeyde ifade edilse bile bunun depresyonun etkisiyle ortaya çıktığını anlıyorum. Tedaviyle alınacak ciddi bir mesafe var. Diğer yandan annenizin vefatı, babanızın mali kayıpları sizin mali hayatınızın bozulmuş olması tüm bunlar depresyonu daha ağırlaştıran faktörler yakın zamanda. Yani burada tam bir bütünlük var. Karmaşa yok dolayısıyla buraya müdahale etmek çok şeyi değiştirebilir. Yani belki intihar fikriniz yine değişmez. Belki yine bu dünyayla anlaşmanızı feshedeceksinizdir veya sürdürmek istemeyeceksinizdir ama tüm bunları daha sağlıklı yapabilirsiniz. Daha neşeli daha coşkulu…

Hasta: Hımm.

Psikiyatrist: Bunlar üzerinde çalışmamızda fayda var uygun görürseniz. Başkaları için bunu yapmak istiyorsunuz ama belki kendiniz için de yaparsınız.

Hasta: Evet şu an önceliğimde bu yok.

Psikiyatrist: Tamam o zaman onlar için yapmaya başlayalım. Belki kendiniz için de bir şeyler düşünürsünüz daha sonra olur mu? Bu sizce uygun mu?

Hasta: Olur. Tekrar umutlanmak istemiyorum.

Psikiyatrist: Yoo yoo umut vermek açısından değil. Ailenizi üzmemek için sizi daha rahat ettirmek bunun üzerinde çalışabilir miyiz? Müsaade eder misiniz?

Hasta: Olur tabii ki. Bir de ben size bir şey soracağım. Burada bir cihaz varmış…

Psikiyatrist: Trankraniyel manyetik uyarım veya girişimsel olmayan beyin uyarımı.

Hasta: Onun hakkında bilgi almak istiyorum. Ailem onun için bana çok ısrarcı oldu ama nedir ne değildir ya da bana uygun mudur onu da bilmiyorum.

Psikiyatrist: Anladım aktarabilirim. TMU yani transkraniyel manyetik uyarım dünyada yaklaşık 30 yıla yakın süredir mevcut olan bir teknik. Basitçe beyne güçlü mıknatıs dalgaları yollayan bir cihaz karmaşık bir şey değil. Hepimizin lise fizik bilgilerinde bir kablodan geçen elektriğin etrafında manyetik bir alan oluşturduğu bilgisi vardır hatırlayalım.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Bu fikirden yola çıkarak elektrik bobinleri hazırlanmış. Ben cihazın geliştirildiği New York Üniversitesi’nde orijinal cihazın geliştirildiği yeri gördüm ve denemelerini de izledim orada.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Bu odadan biraz daha büyükçe bir odada keşfedildi o alet yani çok karmaşık değil. Beyine güçlü mıknatıs dalgaları yolluyor güçlü bir elektrik sistemi var.

Hasta: Elektroşokun zarif kısmı değil mi?

Psikiyatrist: Çok güzel tarif ettiniz. Elektroşokta beyine direkt elektrik verilir. O da 1930’larda keşfedilmiştir ve psikiyatrinin en güçlü tedavilerinden biridir. Burada elektrik değil manyetik alan uygulanıyor. Nazik, beyine elektrik filan verilmiyor. Beyin o elektromanyetik dalgayı alıp tekrar elektriğe çevirerek kullanıyor. Burada yaptığımız işlem çok basittir aslında. Yani diyelim ki tıpkı kas çalışan bir kişinin ben kanser hastasıyım bakın buralarda kas kayıpları var, büzülmüş.

Hasta: Acil şifalar diliyorum size.

Psikiyatrist: Sağ olun. Diyelim ben ağırlık çalışırsam tekrar kaslarımı kazanırsam proteinleri tekrar yüklersem bu kaslar güçlenecek ve eski gücüme kuvvetime kavuşup daha rahat olacağım. Manyetik dalgaya maruz kalan beyin hücreleri de depresyon kronik olarak bittiğinde beyin hücresi tıpkı buradaki kas hücresi gibi çökertiyor yani büzülüyor onlar. Güçlü kas çalışmak nasıl buraları tekrar geliştirecekse manyetik dalga veya şok beyine güçlü elektromanyetik dalga veya elektrik uygulayarak güçlü nöronları çalıştırıyor, güçlendiriyor. Hatta biz bu güçlendirmeyi arttırmak için hayvan isimleri saydırıyoruz hastalarımıza. Çünkü beyini daha fazla çalıştırıp tabir uygunsa yoralım ve tempoya sokalım. Tekniği böyle çalışıyor. Aslında çok basit ve temel mantığı bu.

Hasta: Bana uygun mu ya da o etkili bir yöntem mi? Çünkü bana çok ısrarcı oldu ve…

Psikiyatrist: Ben onunla ilgili akademik rakamları sunayım isterseniz.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Hangi çalışmalardan ne neticeler elde etmiş siz karar verin. Bu yöntem tahmin ediyorum yaklaşık 10 yıl kadar önce Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi’nden onay aldı. Yani 10 yıl olmaz 15 yıl olur 10 yıl olmaz 8 yıl olur hani böyle düşünün. Bunun bilimsel olarak kanıtlanmış yararlı bir yöntem olduğu ortaya çıktı yapılan çalışmalarda ve çok sayıda çalışma var. ‘’Transkraniyel manyetik uyarım’’ diye arama motoruna girerseniz 16.000 civarında yayın çıkıyor. Hakkında çok fazla araştırma yapılmış bir alet. Psikiyatri alanında da yine binlerce sadece psikiyatri değil nöroloji alanında da kullanılıyor. Bizim de 3 senedir tecrübelerimiz var. Ben cihazı alalı 3 sene oluyor. Burada hastalık dönemlerim de olduğu için tam olarak çalıştıramadım cihazı 60-70 civarında hastamız var. Bunların 4 ya da 5 tanesinde netice alamadık. Yani 60 sayarsak ve netice alamadıklarımızı da 5 sayarsak veya 50 olsun diyelim hadi 5 sayarsak geriye 45 hastamızda net bir biçimde netice aldık. Bunlar ya %50-%25 arasında kısmi yanıtlar ya da…

Hasta: Hah onu soracaktım işte ‘’Yanıt aldık.’’ dediğiniz sadece kısmi yanıtlar mı?

Psikiyatrist: Bir kısmı…

Hasta: Yüzdelik oranı kaç? Bir de bana önerir misiniz?

Psikiyatrist: Kısmi yanıt aldıklarımız 5 kişiden fazla değildir. Yani 45’in 5’i diyelim en az 40’ında da yanıt aldık. Bunların önemli bir kısmı remisyona girdi. Remisyon ne demek hani çok iyi demek. Anlatabildim mi?

Hasta: Hıhı bir de bunun kalıcılığı ne kadar? Ömürlük mü bir yıllık mı?

Psikiyatrist: Çok güzel. Bununla ilgili hemen yakın zamandaki bir araştırma sonucunu sizle paylaşayım. En yakın zamanda bozulan hastalar 6 ay sonra bozulmuş. İzlenip halâ bozulmayan hastalar var 8 yıldır. Bu esnek bir şey.

Hasta: Anladım makas açık 6 ay-8 yıl. 

Psikiyatrist: Evet 6 ay-8 yıl arası makas açık. Ben bundan önce atlamamayım bir veri daha söyleyeceğim. Çalışmanın Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi’nde onaylandığı sıradaki rakamlar tedaviye dirençli hastaların yani birden fazla antidepresan denemesi sizde de olduğu gibi eğer sizi de yanıt değil kısmi yanıt olarak değerlendirirsek siz de tedaviye dirençli hastasınız en az iki türde ilaç kullanılmış. Bunlara tam yanıt vermeyen hastalarda kullanılması öneriliyor. Dolayısıyla siz o anlamda uygunsunuz. %50 tam yanıt verdiğinizi varsayarsak kullanmamız doğru olmaz ilaç dozunu arttırmak bir yöntemdir oradan devam ederiz. ‘’Hayır, %50 değil benim etkim %40-%45.’’ derseniz akademik anlamda gerçekten uygulanacak hasta oranını karşılarsınız.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Diğer yandan Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi’nde yaptığı çalışmalarda kullandığı dozlar bizim kullandığımız dozlardan biraz daha düşük. O nedenle %62’sinde yanıt alınmış hastaların. Yani çalışmaya katılanların 10 hastadan 6’sı tedaviden yanıt görmüş. Oysa bizimkinde dikkat ettiğiniz gibi en kötü şeyimizde bile %80 civarında neden? Nedeni çok basit onlar 10 hz, 20 hz, kullanmışlar ben 25 hz kullanıyorum. 25 hz kullanılan büyüklüklerden birisidir. Neden yüksek kullanıyorum çünkü çok sayıda dirençli hastayla karşılaşıyorum. Hastalara vakit, enerji ve para kaybettirmemek. Çünkü bunun bir maliyeti de var. O nedenle yüksek doz kullanıyorum. Bu nedenle de tedavi başarıları daha yüksek gözüküyor benim algıladığım bu. Dolayısıyla faydalı bir yöntem ve size de uyabilir. Bu iki defa uygulanmış ilaç yönteminin üzerine eklenebilir. Benim size önereceğim şey ondan evvel başka bir şey uzun vadeli ne kadar iyi sorusuna TMU’dan değil elektrokonvülsif tedaviden bir cevap vereyim.

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Sonuçlarını bilimsel olarak da yayınladığımız bir makale olduğu için çok önemli. Bipolar bozukluk ve obsesif kompulsif bozukluk depresyon değil yani depresyona göre çok daha ağır bir tabloda bir hastamız evde böyle kavga dövüş çıkaran, cam çerçeve indiren, annesini döven, babasını döven bir hastamız çok zeki o da sizin gibi önemli bir liseden mezun ama üniversiteyi filan kazanamamış hastalık nedeniyle ve o bana geldiğinde, genç bir hasta annesiyle birlikte dükkân işletmeye filan çalışıyorlardı. Hastalığı nedeniyle yapamıyordu. 3 yıl müddetle ayda bir süren EKT yaptık yani idame. Dünyada idame EKT uygulamaları vardır ama ben ilk defa o hastada o kadar uzun tuttum. 100’e yakın uygulama yapmışız. Başta daha sıkken sonra ayda bire düşürdük. Birkaç gün önce telefonla konuştuk merak ettim ne olduğunu çünkü uzunca süredir görüşmedik ve iyi gittiğini de biliyorum. En son geldiğinde ‘’evleneceğini’’ filan söylemişti. ‘’İlacı bırakmak istediğini’’ söylemişti. Şimdi 3,5 yıla yakın süre geçmiş ilaç kullanmıyor. Hiçbir ilaç kullanmıyor ki biz çok sayıda ilaç kullanıyorduk ona. İşi çok iyi gidiyor, işi büyütmüş. Evlenmiş ve bugünlerde çocuk sahibi olmak üzere. Onunla ben sizinle olduğu gibi sesli bir görüşme gerçekleştirip sonuçlarını insanlara duyurmak istedim. Dedi ki; ‘’Hocam beni Pazar günü arayabilirsiniz. Onun dışında çok meşgulüm.’’

Hasta: Ne güzel.

Psikiyatrist: Hahaha.

Hasta: Haha.

Psikiyatrist: Anlatabildim mi?

Hasta: Hıhı.

Psikiyatrist: Bu benim için ne kadar sevindirici bir şey oldu. Sizin sorunuza da cevap ‘’Ne kadar muhafaza edebilir sonuçları.’’ Bakın 3,5 senedir bu kişi EKT’yi keseli 5-6 sene oluyor ama 3,5 senedir ilaçları da kesmişiz. Bu tabii bizim için rüya gibi bir şey.

Hasta: Evet aslında bunu baz almamak lazım. Bu bence yüzdesi çok düşük bir ihtimal.

Psikiyatrist: Çok istisnai bir durum. Bir de tabii EKT, TMU’ya göre daha güçlü bir tekniktir. EKT’de sonuç alma şansı %80-%90’dır. TMU %60-%80’dir. %60’ını akademik çalışmalardan %80’ini kendi yaptığım çalışmalarımdan söylüyorum. Dolayısıyla her türlü EKT, TMU’yu döver sonuç olarak. TMU nedir? Nazik bir tekniktir. Bilinç bozulması yapmaz. Anestezi almanız gerekmez. Günlük yaşamı bozmadan gelir gider ve bitirirsiniz. Başka sorularınız varsa onları cevaplayayım?

Hasta: Yok bir tek ilaç yazmanızı rica edeceğim.

Psikiyatrist: Tamam ben uygun görürseniz ilaç dozlarını yeniden düzenleyeceğim tedaviyi. TMU’yu almak isterseniz üzerine ekleyebiliriz bir yöntem olarak. İki hayır ilacın neticesini bekleyip sonrasında bakabiliriz.

Hasta: Maddi sebeplerden dolayı şu an alamam.

Psikiyatrist: Anladım peki o zaman şöyle bir anlaşma yapabilir miyiz sizinle? Ailenizin de hazır olmasını beklemek gibi bir hedefte anlaşmıştık. Bu çerçevede diyelim ki belli bir süre intihar etmeyeceğinize, anlaşmayı tek taraflı feshetmeyeceğinize söz verebilir misiniz? Bir tarihte anlaşabilir miyiz uygun görürseniz?

Hasta: Bunun sözünü veremem ama en başında buraya gelmeden düşündüğüm şey ve fikrim buydu. Dediğim gibi etraflıca düşündüğüm bir şey şu anda ani bir kararla, ergenlik…

Psikiyatrist: Hiç şüphesiz hiç şüphesiz o açık.

Hasta: Dolayısıyla benim planımda şu anda çok kısa bir sürede değil.

Psikiyatrist: Orta ve uzun vadede düşündüğünüz bir şey öyle mi?

Hasta: Evet. Bazen böyle gelgitlerim oluyor ama sinirlendiğimde yapmak istemiyorum bunu. Bir sinir anıma denk getirmek istemiyorum.

Psikiyatrist: Anladım. ‘’Planlı yapmak istiyorum, sakince yapmak istiyorum.’’ diyorsunuz öyle mi?

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Bir süre konusunda anlaşabilir miyiz sizinle? Mesela ‘’3 ay boyunca intihar etmeyeceğime söz veriyorum.’’ diyebilir misiniz?

Hasta: Söz veremem ama zaten 3 ay boyunca düşünmüyorum.

Psikiyatrist: Ha bu zaten sınırlarınızda değil öyle mi?

Hasta: Hıhı evet evet.

Psikiyatrist: Ne diyelim 6 ay mı diyelim o zaman?

Hasta: 6 ay çok uzun.

Psikiyatrist: Haha.

Hasta: Haha ama 2-3 ayda en azından.

Psikiyatrist: 3 ay diye anlaşalım mı o zaman?

Hasta: Diyebiliriz.

Psikiyatrist: El sıkışabilir miyiz bu konuda?

Hasta: Sıkışabiliriz ama söz vermiyorum.

Psikiyatrist: Tamam anladım söz değil ama bu konuda gayret sarf edeceksiniz.

Hasta: Yani evet.

Psikiyatrist: Anlaşmamız bu olsun.

Hasta: Evet yani evet.

Psikiyatrist: Olur değil mi?

Hasta: Olur evet.

Psikiyatrist: Çok teşekkür ediyorum o zaman ben şimdi ilaç tedavisini düzenliyorum. Siz gerekirse ailenizle konuşarak veya konuşmayarak TMU almak isterseniz ben elimden geleni yapacağım.

Hasta: Teşekkür ederim.

Psikiyatrist: Bu önemli bir tedavi imkânı. Gördüğüm şeyler var. Dikkati de arttırıyor. Bununla ilgili yayınlar da var ama çok daha önemlisi sizin intihar fikriniz olduğu için ben hekim olduğum için sizin düşüncelerine saygı duymakla birlikte hem hayatınızı korumak birinci vazifemiz o noktada katkı sağlayacağını düşünüyorum. TMU’nun intiharla ilgili ne yaptığı konusunda ayrıntılı bilgim yok ama EKT’ye benzeyen bir teknik olduğu için orada da işe yarayacağına ilişkin ciddi kanaatim var. Başka soru yoksa ben ilaçları düzenleyeceğim şimdi.

Hasta: Tamam teşekkür ederim.

Psikiyatrist: Geçmiş olsun.

*Dikkat bu görüşme notlarının yayınlanması hastanın özel izni ile gerçekleşmektedir. Bu bilgilerin izinsiz bir biçimde başka yerde yayımlanması hem hasta hakları hem de telif hakları açısından sorun teşkil edecektir.

 

 

 

 

 

Çok Okunan Hasta Öyküleri
  • Cinsel ve Dini Obsesyonları Olan Genç Erkek Takıntı Hastasıyla Görüşme Notları*

  • Kadın Bipolar Hastada Hamilelik, Cinsel Dürtü Artışı ve Aldatma*

  • Bipolar Bozukluk Hastaları Evlenebilir Mi?

  • Obsesif-Kompulsif Bozukluğu Olan Bir Hastayla Psikiyatristin Görüşmesinden Notlar*

  • Uzun Yıllar Boyunca İntihar Düşüncesi ve Planı Olan Hastayla Görüşme Notları*