Şizoaffektif Bozukluk Hastasıyla Görüşmeden Notlar
Şizoaffektif Bozukluk Hastasıyla Görüşmeden Notlar

Bu görüşmedeki notlar hastanın izni ile internet ortamında paylaşılmaktadır. İzinsiz olarak herhangi bir başka ortamda bu bilginin kaynak göstermeden kopyalanması ve yayını yasal sonuçlar doğurur...


Bu görüşmede Prof. Dr. Haluk Savaş 5 yıldır takip etmekte olduğu Şizoaffektif Bozukluk (şizofreni ve bipolar bozukluğun birlikte görüldüğü bir tablo-bir akıl hastalığı) hastasının tedavisinde psikolojik unsurların da ilaçlar kadar etkili olduğunu gösteriyor. İlaçlardan önemli oranda fayda gören hasta ile Haluk Savaş hastalığın bozduğu düşünce süreçleri üzerine odaklanıyor. Burada psikotik hastalarda çok sık yapılmayan bir teknikle Bilişsel-Davranışçı Terapi (BDT) unsurlarını kullanıyor. Yani Bilişsel-Davranışçı Psikoterapi tekniklerini uyguluyor. İlginç bir biçimde zeki ve yetenekli olan hasta da buna yüksek bir uyum gösteriyor. Hem ilaç hem de psikoterapi tekniklerinin psikiyatrik hastalıklarda birlikte kullanımının ne denli etkili olduğunu gösteren istisnai bir olgu...


Psikiyatrist: …. Bey, bugün itibariyle tedavimizde epeyce yıllar geçti. Başta şüpheleriniz vardı hala o şüpheleriniz var aslında. Fakat bu şüpheler sizin hayatınızı verimli bir biçimde yaşamanıza mani teşkil etmedi. Tedavinizi çok düzgün sürdürdünüz, tedaviye düzenli gelip gittiniz, abiniz çok yardımcı oldu, randevulara sürekli riayet ettiniz, ilaçları önerildiği gibi kullandınız vs. ve tüm bunların üstüne üniversite öğrencisiyken, üniversiteyi bırakmak zorunda kaldınız. Fakat bu sırada KPSS’yi kazanarak devlet memuriyetine başladınız.
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Bu arada ayrıldığınız üniversiteyi bir daha kazandınız, … bölümünü.
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Şimdi tekrar tayin yaptırıp orada hem okuyup hem devlet memuriyetini sürdürmeye çalışıyorsunuz. Bir ara devlet memuriyetinden ayrılmaya çalışıyordunuz ama dilekçenizi geri aldırmışlar, ‘’İstifa edersen tekrar başlayamazsın’’ diye. Siz de devlet memuriyetine dönmeyi düşünmüşsünüz. Gayet güzel gelişmeler... Şimdi en başa dönersek hatırlarsanız sizin şöyle hezeyanlarınız vardı, siz diyordunuz ki; “Yaşadığım ilçede insanlar benim hakkımda tecavüzcü olduğum yönünde bir düşünceye sahipler ve bunu etrafta yayıyorlar” değil mi?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: “Gerçekte tecavüzcü değilim ama onların böyle bir fikri var.” yani?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Bunu yayıyorlar ve çok kötü bir şey tabii bu his. Hastalığınızın en önemli belirtisi buydu. Bunun yanında depresif dönemler de vardı; üzüntü, keder, karamsarlık, içe kapanma vs. biz bunları değerlendirdiğimizde açıkça hezeyan olan yani bu insanların sizin tecavüzcü olduğunuzu düşündüklerini, bir hezeyan olarak değerlendiriyoruz. Psikotik, bir akıl hastalığı belirtisi olarak değerlendiriyoruz çünkü yakınlarınız ile konuşunca böyle bir olay olmadığını görüyoruz ama bu sizin zihninizde var. Bunu anlayışla karşılıyoruz çünkü bu hastalığın bir belirtisi bizim açımızdan. Senin açındansa kendi düşüncelerin ve hastalık değil gerçeğin kendisi. Bir bu vardı bir de bir cemaatin, aynı zamanda senin yaşadığın ilçede bu dedikoduyu devralıp bunu yaymaya çalıştıklarını ve geçmişte bununla ilgili Gaziantep’te de faaliyet yürüttüklerini düşünmüştün, değil mi?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Şimdi geçen zaman içerisinde bu düşüncen tümüyle yok olmadı ama depresif dönemler tedaviyle belirli oranda düzeldi. Hayatın inişli çıkışlı yerlerinden geçmekle birlikte oldukça verimli olarak sürüyor şimdi.
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Fakat bu düşüncelerin önemli kısmı en azından çekirdekleri duruyor. Doğru mu?
Hasta: Duruyor hocam.
Psikiyatrist: 
Biz de bunlarla baktığımızda şizoaffektif tanısına varmış oluyoruz. Yani bu dönemsel olarak depresif yerlerden geçen ama sabit altta yatan hezeyanların olduğu bir sistem var, hastalık sistemi var. Şizoaffektif hastalık ve ailede de intihar öyküsü var. Değil mi?

Hasta: Annem intihar etmişti.
Psikiyatrist: Annen vefat etti. Başka yakınlarında yine intihar öyküsü var ve aynı hastalık öyküsü var, şizoaffektif hastalık. En az 5-6 kişide böyle hastalık öyküsü var. Doğru mu?
Hasta: Benzer hastalıklar var.
Psikiyatrist: Çok benzer hastalıklar var. Bir şeyler söylemek ister misin?
Hasta: Diğerlerinin tanısını bilmiyoruz ama benzer hastalıklar.
Psikiyatrist: Onlarda da depresif ve psikotik belirtiler var ama bir akrabanızda tedavi çok iyi gidiyor. Şimdi size dönersek hiç geçmeyen psikotik bir temel çekirdek var.
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: “Birileri sizin tecavüzcü olduğunuzu düşünüyor.” Böyle düşünüyorsunuz ve bu düşünceden bugüne kadar hiç vazgeçmediniz. Doğru mu?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: 
Hatta biz sizi ilk tedaviye ikna etmeye çalışırken bizim LEAP (Listen, Empathise, Agree, Partnership) dediğimiz bir teknik var. Yani hastanın tedaviye ikna olmasını sağlayacak  bir teknik. Amerika’da Prof. Dr. Xavier Amador’dan öğrendiğimiz bir teknik. Ben o teknikle tam size yaklaşırken 2012 yılındaydık, sizi tedaviye ikna etmeye çalışırken ve çok ilginç bir gelişme oldu, hatırlıyor musunuz?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Yani bu teknik karşıdaki insanla ortak bir görüş oluşturup o görüş çerçevesinde anlaşmaya ve o anlaşma içerisinde de tedaviye ikna etmeye dayanır. Tam ben bunların yolunu ararken siz “Ya en iyisi doktor bey siz bana ilaç verin de insanlar benim hasta olduğumu düşünsün böylece tecavüzcü olduğum yalanını yaymaktan vazgeçsinler.” dediniz. 
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Benim için “kurtarıcı” bir düşünceydi. Ben düşünsem böyle bir model çıkaramazdım. Çok sevindim, yıllarca da bunu derslerde de anlattım. Olay 2012’de olmuş, yani 5 sene olmuş. Çok şey değişti tabii geçen zaman içerisinde. İlaçları düzenli alıyorsunuz ve bu da bize büyük bir imkan sağladı. Şimdi tekrar sizin düşüncelerinize odaklanacak olursak; şu an başka bir ilçede çalışıyorsunuz, bu ilçede yaşayan insanların sizin hakkınızda böyle bir düşünceye sahip olabileceğiyle ilgili kaygınız artıyor. Fakat henüz böyle bir bilgi yaydıklarına dair bir kanaat oluşmadı sizde, değil mi?
Hasta: Hayır, oluşmadı.
Psikiyatrist: 
Çünkü biraz evvel sordum size insanların hangi tutumlarından yola çıkarak kaygıya kapıldınız, diye. Siz dediniz ki “Benimle ilişkilerinin bozulmasına yönelik tavırlarından ve olumsuz tavırlarından yola çıkarak benim hakkımda böyle bir dedikoduyu yayabilecekleri hakkında bir kaygım oluştu.”

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Ben de dedim ki; “O kaygınıza neden olan tavır değişikliği, yani insanların olumsuz tavır geliştirmesinin acaba o dedikoduyu yaymak dışında başka kaynakları da olabilir mi?”  Yani adam bir şeye bozulmuştur. Mesela siz turuncu gömlek giymişsinizdir buna bozulmuştur, yüzünü çevirmiştir. Yemekte siz ona göre daha acılı yiyorsunuzdur, ona rahatsız olmuştur veya işte ondan daha çok çalışmışsınızdır ve devlet memuru kendinden çok çalışanı sevmez yani… Kendi de benzer şartlarda çalışmak zorunda kalacağı için. Bu tür x, y, z gibi nedenlerle size karşı olumsuz tavır takınmasından hareketle onların sizin hakkınızda tecavüz dedikodusu yaptıkları sonucuna varmak ne kadar sağlıklı? Bunu sormak istedim veya burada yanılıyor olma ihtimaliniz var mı?
Hasta: Ben yanılıyor olabileceğimi düşünmüyorum ama bahsettiğiniz insanların her davranışının altında bir şüphe veya bir kaygıyı tetikleyecek bir şey aramak doğru değil.
Psikiyatrist: Çok güzel bir cümle. Tekrar eder misiniz?
Hasta: İnsanlardan her şüphelendiğimde benim hakkımda olumsuz düşündüklerini düşünmek doğru değil. Bunun farkındayım.
Psikiyatrist: Bu sağlığınızı tehdit eder gibi bir şey söylediniz değil mi?
Hasta: Evet. Bu, insanlardan bu şekilde şüphelenmek benim sağlımı tehdit eden nedenlerden biri.
Psikiyatrist: Ne açıdan tehdit eder, nasıl bir tür tehdit oluşturur?
Hasta: Şimdi insanlardan…
Psikiyatrist: Mesela …. Hanım telefonuna baktı ve bir şeyler yaptı. Buradan bir yorum yapalım. …. Hanım hakkında olumsuz bir yorum çıkaralım. …. Hanım belki de şimdi telefonundan bir arkadaşına buradaki bilgileri aktarıyor ve senin gerçekten tecavüzcü olduğun sonucunu yayıyor. Bunu dememiz diğerinden daha mı sağlıksız? Yani az önce ürettiğimiz, sizin ürettiklerinizden daha mı saçma? …. Hanım’ın şu anda dedikodu yaydığını düşünmemiz.
Hasta: Şüphelerimin …. Hanım’a bulaşmaması beni bu yargıya götürmüyor. 
Psikiyatrist: Çok ilginç bir şey söylüyorsun. Nasıl?
Hasta: …. Hanım’dan şu anda herhangi bir şüphe duymuyorum, o yüzden onun davranışları beni rahatsız etmiyor.
Psikiyatrist: Anladım. Öncelikle, senin davranışlarından rahatsız olduğun insanların senin hakkında bir dedikodu ürettiklerine dair bir süreç işliyor, öyle mi?
Hasta: Evet. 
Psikiyatrist: Yani şöyle diyorsun, “Benim …. Hanım hakkında olumsuz bir düşüncem yok. Dolayısıyla o telefonuyla oynasa da ben ondan şüphe etmem ama …. abim böyle yaptı, ben zaten ondan şu nedenden dolayı kıllanırım, o zaman ben ondan şüphe duyarım ve o bu dedikoduyu yayıyor diyebilirim” değil mi?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: O zaman şöyle bir şey çıkıyor mu karşımıza? Aslında kimin dedikodu yaydığından daha bağımsız olarak, bizim insanlar hakkında olumlu olumsuz düşünüyor olmamız onları potansiyel dedikoducu, potansiyel iftiracı olarak görmemizi tetikliyor olabilir mi? Yani bu onlardan bağımsız bir şey olabilir mi, onu anlatmaya çalışıyorum.
Hasta: İlk izlenimimi onlardan alıyorum hocam. İlk izlenim benden çıkmıyor. 
Psikiyatrist: Tamam. Onların hangi davranışı sende böyle bir izlenime yol açıyor?
Hasta: Şimdi mesela hiç tanımadığım bir insandan yeni bir ortama girdiğimde şüphe etmiyorum. Fakat benim bulunduğum çevrede, bir hafta önceki davranışlarla bir hafta sonraki bana karşı olan davranışlarda bir farklılık, bir soğukluk, bir terslik hissedersem bu dedikodunun yayıldığı kanısına varıyorum, böyle olduğunu düşünüyorum.
Psikiyatrist: Anladım. Peki, mesela bu dedikodunun yayıldığına dair herhangi bir somut veri o sırada arıyor musun, yoksa sadece şüphe etmekle yetinerek bu düşünce gelişiyor mu?
Hasta: Şüphelerim temeli olduğu için birbiriyle bağlantılı olarak hani yaşadığım ilçede vardı, burada da var, diyebiliyorum. Daha önce o farklı mekanlarda olmuştu bu şüpheler. Buraya gelince de burada da oluştu diyebilirim.
Psikiyatrist: Somut veriler aramaya devam ediyor musun yoksa çokta üstünde durmadan “bunlar olsa olsa dedikodu yayıyorlar” diye mi düşünüyorsun?
Hasta: Yani ilk izlenimim genelde yayılıyor diye oluyor. 
Psikiyatrist: Yani önceden otomatik bir biçimde yayıyor olabilecekleri kanaatine varıyorsun ve somut bir veri aramıyorsun.
Hasta: Evet.
Psikiyatrist:  Peki somut bir veri aramadan bu kanaate varıyor olmanız, yanılma ihtimalinizi artırır mı, azaltır mı?
Hasta: Somut bir delil aramaya kalkarsam şüphelerim daha çok artıyor. Daha çok insana yayılıyor şüphelerim. Mesela burada …. Hanım’dan bir konuda şüphe ediyorsam farklı şeylerde oluyor mu diye düşünüyorum. Bu sefer şüphelerim daha fazla insana yayılıyor. Şu anda şüphelerim belirli bir kesimde yoğunlaşmış. Tetikte bekliyorum, acaba bu üçüncü, dördüncü, beşinci insanlara ulaşacak mı? Eğer bu şekilde devam ederse gerçek de olsa, hastalık da olsa bu benim şüphelerim, olumsuz düşüncelerim herkese yayılacak.
Psikiyatrist: Doğru mu anlıyorum, “Bu şüphelerim ve olumsuz düşüncelerim için somut bir veri arayışı içerisine girmem, şüphelerimin yayılma ihtimalini artırır, diye endişe ediyorum.” mu diyorsun?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Dolayısıyla şüphelerimin yayılması ve bendeki şüpheleri artırması ihtimaline karşı somut delil aramak yerine, insanlara doğrudan, benim hakkımda dedikodu yapıyormuş gibi bakmak daha rahatlatıcı oluyor, diyebilir miyiz? Yani somut delil aramıyorum ama benim hakkımda dedikodu yayıyorlar diye düşünüyorum.
Hasta: 
Evet hocam.
Psikiyatrist: “Bu benim için daha rahat, daha kolay bir yol oluyor” diyorsun. Doğru mu anladım?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Kaygısı daha düşük oluyor, diyorsun.
Hasta: Evet hocam kaygısı daha düşük oluyor.
Psikiyatrist: Senin için kaygı maliyeti daha düşük oluyor. Çok ilginç bir şey söylüyorsun çünkü teori de aslında bunu söylüyor. Bunlar savunma düzenekleri, yani bizim böyle düşünmemizi sağlayan şeyler psikoloji biliminde savunma düzenekleri. Savunma düzeneklerinin de işlevi şudur; kaygıyı azaltmak. Yani sen, onlar benim hakkımda dedikodu yayıyorlar diye düşündüğünde kaygın hızlıca azalıyorsa, öbür türlü araştırmak delil aramak yerine, o zaman sen “Tamam bunlar benim hakkımda dedikodu yayıyorlar.” deyip geçiyorsun.

Hasta: Evet.

Psikiyatrist: Bu, senin kaygını artırıcı bir işlev görüyor ama itham edici ve yansıtmacı bir tutum. Aslında o insanlar zan altında kalıyor. Çok ilginç bir şey değil mi? Seni tahrik etmek için söylemiyorum, sen onların senin hakkında bir zan yaydığı şüphesiyle hareket ediyorsun ve onları iftiracılıkla aslında sen suçluyorsun.
Hasta: 
Evet, ben suçluyorum.
Psikiyatrist: Onların seni suçladıklarına dair ortada bir kanıt yok. Üstelik konuştuğumuzda ne anlıyoruz, senin bir kanıt bulma çabanın, senin kaygını arttırma endişesinden dolayı bir kanıt bulma çabasında dahi olmadığını öğreniyoruz.
Hasta: Evet çünkü o şüphelerin peşinden gidersem daha derin şüpheler oluşacak ve daha geniş kitlelere yayılacak.
Psikiyatrist: Dolayısıyla onu yapmak yerine diyorsun ki bu insanlar olsa olsa benim tecavüzcü olduğum dedikodusunu, iftirasını yaymaktadırlar. 
Hasta: 
Evet.
Psikiyatrist: Ve bu seni rahatlatıyor.

Hasta: Evet, öyle oluyor.

Psikiyatrist: Ben mekanizmayı çözdüm. Yani ben rahatladım. Sen rahatladın mı? 
Hasta: Evet, rahatladım…
Psikiyatrist: Yani ilginç bir şey.
Hasta: Siz orada “mekanizmayı çözdüm” deyince bende şunu anladım; belirsizlik ortamı benim için en büyük tehlike.
Psikiyatrist: 
Mükemmel! Cümleyi tekrar eder misin?
Hasta: Belirsizlik ortamı benim için en büyük tehlike.
Psikiyatrist: Bu tüm insanlık için en büyük tehlike ve insanlık bu tehlikeye girmemek için sürekli saçmalıyor. Hepimiz sürekli saçmalıyoruz. Senin yaptığın şey saçmalamaktır anlamında demiyorum çünkü hepimiz yapıyoruz. Belirsizlik insanı olmadık seçeneğe yöneltebiliyor. Bu bir düşünme biçimi. İnsan doğasına ait tuhaf bir düşünce biçimi ve başımıza daha büyük belalar açabiliyor. Şimdi ne kadar güzel söyledin. Yani orada o konuyu daha çok araştırıp dedikodunun büyüme ihtimalinden endişe etmek yerine ben birkaç kişiye benim hakkımda dedikodu yapıyor diyorum ve rahatlıyorum, dedin. Bunların üzerine başka şey söylemek ister misin?
Hasta: Bu şekilde devam etmek istemiyorum, kaygılarım yüksek. Burada ortak bir fikirle bir şeyleri yapmak istiyorum.
Psikiyatrist: Anladım. Yani ortak bir fikirle bugünki oturumu kapatalım mı diyorsun?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Doğru mu anladım?
Hasta: Evet hocam.
Psikiyatrist: Tamam, çok güzel. Bu arada ses kaydına almamıza müsaade ettiğin için çok teşekkür ederim. Onunla ilgili tekrar senin onayına müracaat edeceğim. Bu teklifi sana yaparken esas senin zihninin, şimdi ne kadar dengeli biçimde çalıştığını ve tüm bu süreçleri tahlil etmeye ne kadar yatkın olduğunu, hissettiğimi belirtmek isterim. Nitekim en başında da sen öyle yapmıştın. Bize büyük bir meslektaşımız ismini şu an hatırlayamadım, önemli bir psikiyatri büyüğü, yabancı demiş ki; “Hastalarımız bize öğretir.” Sen de benim için öğreten bir hasta oldun. Dolayısıyla bugünki görüşmede de bu biçimde ilerlersek bilişsel davranışçı terapi ile senin şüphe etmene neden olan faktörleri daha iyi analiz etme üzerine çalışırsak faydalı olacağını düşünmüştüm. Nitekim öyle oldu. Neyi fark ettik peki bugün için, belli alanlarda kaygı artışından endişe ederek, senin hızlıca belli yargılara vardığın kanaatine vardık. Doğru mu?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Dolayısıyla senin için esas kaçındığın şey, tecavüzcü olduğun dedikodusundan daha çok, tecavüzcü olduğun dedikodusunun düşüncesinden kaçınmak. Çok ilginç değil mi bu?
Hasta: Evet.
Psikiyatrist: Yani tecavüzcü olup olmadığın gerçeğinden daha önemli senin için o kaygıdan kaçınmak. O zaman sorun aslında bir kaygı sorunu. Bir akıl hastalığı sorunu değil. Ne kadar ilginç değil mi? Hani sizinle benim anlaşamayacağımız konular var diyordun ya, bizim referans sistemlerimiz ayrı diyordun. Fakat şimdi bak bir konuda anlaştık. Tüm bunları tetikleyen şey, esas olarak şüpheler veya dedikodulardan daha çok aslında kaygı gibi gözüküyor. Ne dersin?

Hasta: Evet, doğru. Temelinde “bana bir şey olacak mı” kaygısı var. 
Psikiyatrist: O kaygı bize olmadık düşünceler üretmemiz için bir zemin oluşturuyor. Çok ilginç. Bitirmeden önce var mı eklemek istediğin bir şey?
Hasta: Hayır.
Psikiyatrist: 
Ben bugünki ses kaydına müsaade ettiğin için çok teşekkür ediyorum tekrar. Kimlik, kişilik bilgilerinden ayıklayarak ve yazıya dökerek web sitemizde yayınlamayı ve hastalarımızla ilgili bir kitap oluşturursak orada bir hasta öyküsü olarak yayınlamayı öngörüyorum ve bunun için iznine müracaat ediyorum. Bu konuda bana izin veriyor musun?
Hasta: Evet hocam, izin veriyorum.
Psikiyatrist: Çok teşekkür ederim. Ayrıca hemşire eğitimi, psikolog eğitimi, psikolojik danışman eğitimi ve psikiyatrist eğitiminde ses kaydının kimlik bölümü olmaksızın, ses kaydından kısa parçalar yayınlamamı uygun görür müsün?
Hasta: Uygundur hocam.
Psikiyatrist: Tamam, çok teşekkür ediyorum verdiğin onay için. Çok değerli bilgiler benim için bu söylediklerin. Bugünki görüşmeyi istersen bitirelim. İlaçları yeniden ayarlayalım. Tekrar okulunu kazanmış olmanı tebrik ediyorum. Umarım her şey yolunda gider.
Hasta: Teşekkür ederim hocam.

Çok Okunan Hasta Öyküleri
  • Kadın Bipolar Hastada Hamilelik, Cinsel Dürtü Artışı ve Aldatma*

  • Kaygı Bozukluğu Olan Hastayla Yapılan Görüşme

  • Obsesif-Kompulsif Bozukluğu Olan Bir Hastayla Psikiyatristin Görüşmesinden Notlar*

  • Prof. Dr. Haluk Savaş “Psikiyatri Gündemi” Dergisi’nin Özel Konuğu Oldu

  • Şizoaffektif Bozukluk Hastasıyla Görüşmeden Notlar