Bir Tatlı Huzur 28/11/2019

1) Dikkat eksikliği hiçbir zaman tedavi edilemez, sadece etkileri azaltılabilir değil mi?

 

 

Bu aslında psikiyatrik hastalıklarla ilgili model bir soru. Birçok hastamız “Psikiyatrik hastalıklar tedavi edilemez değil mi?” şeklinde bir soruyla başlıyorlar. “Sadece ilaçla biraz düzeltiyorsunuz değil mi?” tarzında sorular soruyorlar. Böyle değil böyle değil böyle değil.


Psikiyatri tıbbın bir parçasıdır. Bunun içerisinde de dâhili tıbba dâhildir. Dâhili tıpta tedavi edilen hastalıkların enfeksiyonlar hariç tamamı uzun süreli ilaç tedavisine dayalı olarak tedavi edilir. Yani romatizmal hastalıklar, kalp hastalıkları, tansiyon, şeker nasıl tedavi ediliyor?


Şeker tedavi edilmiyor mu?


“Onlara tedavi edilemez!” diyor muyuz?


Öyle bir şey var mı?


Bu kavramı bilmiyoruz, yanlış biliyoruz ve sürekli tekrar ediyoruz. Dâhili tıptaki hastalıklar tekrar söylüyorum enfeksiyonlar hariç bu sınıfa girer, tedavi edilir ama yok edilemez.


Şimdi bakın gözlük kullanıyorum gözümün kırma kusuru var eğer bununla ilgili özel bir ameliyat falan yaptırmayacaksam bunun yaşlılıktan kaynaklanan 43 yaşından beri var 46 yaşımdan beri de gözlük kullanıyorum. Bu yakını görme sorunu için gözlük kullanıyorum. Siz hiç yakın gözlüğü kullanan insanların göz doktorlarına veya etrafa “Doktor Bey bu gözlüğün bir çaresi yok değil mi? Ömür boyu bu gözlüğü kullanmamız gerekir değil mi? Bunun zorunda kalacağız değil mi?” şeklinde bir soru sorduğuna şahit oldunuz mu ben hiç olmadım. Herkes alıyor bunu paşa paşa takıyor ve ne kadar güzel görüyor ne kadar güzel. Kimse sormuyor yani “Bu gözümüzdeki şey tedavi olur mu olmaz mı? Niye gözlük kullanıyoruz?” diye sormuyor ve takıyor. Bunu başka programda da örnek verdim. Gözümüz gibi hani derler ya “gözüm gibi” koruyorum onu o kadar muhafaza ettiğimiz çok değerli bir organın önüne cam olan ve çok tehlikeli bir malzemeyi koyuyoruz.


Ne manyakça bir şey değil mi?


Ne manyakça bir şey. Göz gibi çok değerli bir organın önüne cam gibi bir taş gelse falan paramparça olabilecek ve gözümüze girip bizi kör edebilecek, görmemize mani olabilecek bir cihazı gözlüğü takıyoruz. Bu tehlikeli değil. Bunu hiç aklına takan yok. Toplumda böyle bir konuşma yok. “Ya abi bu gözlükler çok tehlikeli aslında. Hani böyle gözün önünde duruyor ya… Ya bir gün kırılır da gözümüze zarar verirse!” diyen yok ama önemli bir kısım insan psikiyatrik ilaçlar için “Abi bu ilaçlar çok tehlikeli! Karaciğerimize bilmem ne yapıyor! Bağımlı oluyoruz!” diye saçmalıyor zırvalıyor. Diğeri de bu sanki gözlük gözümüzü tedavi ediyor da bir daha hiç gözlüğe ihtiyacımız olmuyormuş gibi mesela şöyle bir doktor gördünüz mü? Bu gözlüğü tak 15 gün sonra bir daha takman gerekmeyecek hiç. Gözün kalıcı bir biçimde iyileşecek. Böyle bir tedavi var mı? Yok. Ömür boyu bu yakın gözlüğünü takacaksın ve böylece güzelce göreceksin değil mi? Buna itiraz etmiyorsun da neden psikiyatrik tedavide ömür boyu yok uzun süre bilmem ne ilaç kullanmaya itiraz ediyorsun?


Psikiyatrik hastalıklar ilaçlar ve tedavileri hakkında çok yaygın yanmış kanaatler ve önyargılar var. Bu önyargılar habire dönüp duruyor. Hani iktidar diyor ya “CHP şöyle yaptı böyle yaptı.” ulan 70 yıldır iktidara gelmeyen parti ne yaptı?


Halâ aynı şeyleri evirip çevirip sunuyorlar bu da böyle. Psikiyatrik hastalıklar şöyle yapıyor böyle yapıyor eeee tedavi edelim kullanacağımız ilaçlar amaaan aman aman onlar karaciğere zarar veriyor, bağımlılık yapıyor. Hep mi kullanacağız? Aslında da tedavi etmiyor gibi bir şey. Yani CHP ve psikiyatrik ilaçlar gibi veya psikiyatri gibi benzetme yaptığımın ve bunun biraz tuhaf olduğunun farkındayım ama “anlaşılsın” diye yapıyorum. Bu böyle bunun sağcısı da böyle solcusu da böyle ateisti de böyle dindarı da böyle tamamı psikiyatrik ilaçlar ve tedavilerine karşı uyuz ve uzak, korku içinde.


Niye korkuyorsunuz kardeşim?


Tedaviyi adam gibi kullanın iyileşeceksiniz. Daha iyi olacaksınız ama hangi sınırlarda yani tedavi olacaksınız, işler ve hayat yoluna girecek. Bakın olgular yayınlıyoruz. Hasta %60 iyileşmiş ve adam 4-5 sene sonra ilk defa bir işte çalışmaya başlıyor. Çok başarılı bir diş hekimliği öğrencisi şimdi hayatında sıçrama yapıyor.


Nedir o?


Daha önce okuluna bir ayağında terlik diğer ayağında ayakkabıyla gitmeye kalkmış.


Yani olacak bir şey mi?


Web sitemizde öyküleri var.


Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hastası aracını otoparkta kaybetmiş. İlacını alınca kaybetmiyor. Adam otoparkta arabasını kaybediyor ve nereye koyduğunu bulamıyor böyle bir şey olabilir mi?


İlacını düzgün kullanan adam gidip arabasını da buluyor, 4-5 senedir çalışmıyorsa yeniden çalışmaya da başlıyor işine de gidiyor. Dolayısıyla böyle “Sadece etkileri azaltılabilir değil mi?” gibi bir soru doğru bir soru değil.


Psikiyatrik tedavilerin çok önemli bir kısmı radikal ve sonuç alıcı tedavilerdir ama uzun yıllar kullanmamız gerekebilir hepsi bu.


Ben de 3 senedir kanser hastasıyım. “Öldü ölecek.” vs. diyorlardı. Çeşit çeşit tedaviler kullanıyorum. Ömür boyu da kullanmaya da hazırım. Günde 20 tane de ilaç kullanıyorum. Ne kaybediyorum? Hayatta kalıyorum kardeşim hayatta! 


Hiç “Ya günde 20 tane kapsül alıyorum. Almanya’ya da gittim, denritik hücre tedavisi de yapıyorum. Eeee hep böyle mi olacak?” gibi bir şey söylüyor muyum? Hayır söylemiyorum. Böyle olacak ve bu şekilde yaşayacaksın. Yaşamak kadar değerli bir hediye varken aldığın ilacın daimi mi yarım mı yamalak mı yoksa sadece etkileri azalttı filan gibi ayrıntılarla uğraşmak nasıl bir mantık? Nasıl bir mantık?


Yani tıpta cerrahi müdahale haricinde mesela girdiler enfekte olan apandistini aldılar ve çıktılar veya akciğerinde ağır bir enfeksyion vardı dayadılar antibiyotiği iyileştin. Bunun dışında bana tıpta sürekli ilaç tedavisi gerektirmeyen dâhili tıbbi hastalıklardan bahsedin bakalım. Kaç tane var?


Yok, hemen hemen yok. O zaman bir dâhili tıp branşı olan psikiyatrinin de tedavilerini adam gibi kullanmayı iyileşmeyi öğreneceğiz.


Bu soruyu soran sevgili izleyicimizi de teşekkür ederim. Bakın ne kadar ilginç bilgileri açıklama fırsatı buldum. Evet, biraz duygusal davrandım ama böyle.

 

 

2) Ben KHK’lıyım, sürekli cezam onaylanacak kaygısı ve stresi yapıyorum. Şu an bacaklarım çok kötü durumda bazen yanma çoğu kez de üşüme ve ağrı oluyor. Stres bu kadar etki eder mi?

 

 

Tek kelimeyle cevap verecek olursak evet. Devam ediyorum; stres, kaygı, olumsuz beklentiler tüm bu belirtilere yol açabilir. Özellikle kaygı bozukluğu varsa “somatizasyon” dediğimiz duygusal, zihinsel karmaşaların, yaşamsal streslerin sonuçlarını vücudumuzda hem zihinsel olarak yaşarız yoğun kaygılar, uykusuzluk, sinirlilik, gerginlik, öfke, parlamalar, patlamalar, tedirginlik, kendini güçsüz hissetme vs. gibi kaygı depresyon belirtileri hem de bunların önemli bir kısmının vücudumuzda ağrı sızı, üşüme, karıncalanma, yanma, titreme veya midemizde ekşime vs. gibi somatik yani bedensel belirtilerini görebiliriz. Dolayısıyla bu KHK’lı izleyicimizi de geçmiş olsun diyorum. Umarım cezası onaylanmaz. Umarım istinafta, Yargıtay’da bozulur. Çünkü biliyoruz ki KHK’lıların önemli bir kısmı gerçekte ciddi anlamda iftiralara uğradılar. Umarım bir an önce bu vakum içerisinden çıkar ve rahatlar.


Eğer bu şikâyetler devam ediyorsa bu çerçeve içerisinde mutlaka bir psikiyatristle görüşmesini öneriyorum. Çünkü bu tablo düzeltilebilir, rahat uyuyabilir. Bedensel belirtiler ortadan kaldırılabilir, hayat kalitesi yükseltilebilir. Bunların hepsi tedaviye bakar.

 

  

3) Kronik ağrılı rahatsızlığı olan kişilerde, kronik inflamatuvar hastalığı olanlarda, kanser hastalarında vs. eşlik eden psikolojik rahatsızlıklar görülebiliyor. Bu tip durumlarda ağrı şiddetini ve tedavisini nasıl ele almak lazım?

 

 

Bağlantılı bir soru aslında bu. Bir tür somatik yani bedensel belirti yahut o hastalıklara eşlik eden ağrı gibi gerçekten o hastalıkların da yol açtığı ağrılar var. Sadece psikiyatrik nedenlerle değil bizzat o hastalıkların yol açtıkları ağrılar var. Mesela kanser ağrıları veya inflamatuvar hastalıklar deniliyor bunların bir kısmı romatizmal hastalıklardır. Bunların önemli oranda ağrı etkileri oluyor. Bu ağrı etkisine karşı da düzgün bir tedavi almak lazım.


Bazı hastanelerde ağrı klinikleri var. Mesela anestezi uzmanlarının üzerine yoğunlaştıkları algoloji kinikleri var. Orada da ağrıya yönelik hizmetler sunuluyor. Değilse bir psikiyatristin de bu açıdan yardımına ihtiyaç olabilir. Çünkü birçok psikiyatrik tedavi hem ağrıyla ilişkili yani hem psikiyatrik hastalıklarda da ağır oluyor hem de psikiyatristlerin kullandıkları ilaçların önemli bir kısmı ağrıyla da baş etmede önemli bir imkâna sahipler. Bazen bu hastalıklar psikiyatrik olmasa bile psikiyatristlerin kullandıkları ilaçlarla da ağrıya müdahale etmek mümkün ve sonucu değiştirmek mümkün. Dolayısıyla mutlaka ağrıyla ilgili anestezi uzmanlarından, fizik tedavi uzmanlarından ve bunun yanında psikiyatristlerden de destek almak onların görüşlerinden istifade etmek bu ağrıyla baş etmeyi kolaylaştırabilir.

 

  

4) Uykularımda sayıkladığımı tespit ettim. Benim babamda da aynı problem varmış, bu hastalığın ruhsal olduğu kadar nörolojik bir de sebebi de olabilir mi?

 

 

Ne kadar güzel bir tespit. Hasta kendi uykusunda sayıkladığını tespit etmiş herhalde ya o sırada uyandığı için ya da çevresindekilerin yardımıyla. Çok nazik çok güzel bir soru tebrikler.


Bir kere nörolojik ve ruhsal ayrımın gerçekçi bir ayrım olmadığını söyleyelim. Zaten geçmişte branşın adı nöropsikiyatriydi. Yani hem psikiyatri hem nöroloji branşı bir arada tek bir branştı. Freud’da bir nörologdu. Çok psikolojik bir tedavinin bilişsel bir terapinin kurucusu Aaron Beck bir nörologdur aslında. Yani o et olan beynin hani paçanın içerisinde yediğimiz beynin bir Adanalı olarak söyleyeyim o beynin yüksek dijital elektronik bir makine olduğunu bilmemiz lazım. Vücudumuzdaki en dijital parçadır. O dijital parçanın esasen bir et yığını kendine göre yağ gibi duruyor dokusu lipid ağırlıklı bir dokudur aynı zamanda o kabloların muhafazası nedeniyle öyle gözüküyor. İçinde her türden kimyasal var. Proteinler karbonhidratlar vs. ama toplamda çok ciddi, çok üst düzey bir elektronik makinedir beyin. O elektronik makine esasen nöroloji onun daha kaba ayrıntılarıyla ilgileniyor diyelim umarım nörolog meslektaşlarımız kızmazlar bu tabire yani neyle ilgililer o makinenin o dijital çok yüksek elektronik aygıtın hareket sistemiyle olan ilgisi yani kolumuzu kaldırmak indirmek, gözümü çevirmek gibi mesela hareket sistemiyle olan ilişkisini yahut duyularla olan ilişkisini işte yüzümüzde sıcak soğuk algısının değişmesi veya dengeyle ilgili bunlarla ilgileniyor nöroloji makinenin bu işleriyle ilgileniyor. Oysa psikiyatri bu makinenin başka işleriyle ilgileniyor.


Nedir?


Duygu, düşünce ve davranışlarla ilgileniyor. Dikkat ederseniz bu videonun bir kısmında çok gergindim ona göre cevaplar verdim ama şimdi o makinenin hızı düştü ona göre cevaplar verdim ve rahatladım. İşte bu rahatlama ve iniş çıkışlar beynin esas olarak psikiyatrik sonuçlarıdır. Bunlar çok daha ince işlemlerdir.


Psikiyatri bilimi de 1960’lardan sonra ilaçların keşfi, ilk ilaç 1947’de John Cade’n Avustralya’da lityumu keşfiyle başladı ama gittikçe artan başka buluşlarla da psikiyatri daha biyolojik, kimyasal ve dijital sistemle ilgili bir branşa dönüştü. Şu anda daha elektronik, manyetik bir alan olarak da sürüyor. Mesela transkraniyel manyetik uyarım cihazımız var. Elektrokonvülsif uyarım cihazımız taa başından beri 1930’larda İtalya’da Cerletti ve Bini tarafından keşfedildi ve kullanılmaya başlandı önce hayvanlarda. Dolayısıyla bu makinenin dijital, elektronik özellikleri çok uzunca bir süredir yani beynin psikiyatri alanında ilgi konusu ve çok sayıda keşif yapıldı. Psikiyatri bu dijital makineyle çok ince düzeyde ilgileniyor ve hastalıkları da bu incelikte çözüyor. Buna rağmen tedavisinde güçlük çekilen bazı hastalıklar şüphesiz var ama psikiyatride tedavisi olmayan hastalık yok. “Asla yapamayacağız, kusura bakmayın bize gelmeyin!” diyebileceğimiz herhangi bir hastalık yok. Belki biraz hasara dayalı zekâ geriliği yani bir hastalıktan daha çok beynin toptan gelişimini bozmuş, beynin örselenmesine bağlı bir zekâ geriliği varsa psikiyatrinin en az müdahil olabileceği sahalardan birisi o. Onun dışında otizm dahil çok sayıda gelişim geriliklerinin içerisine bile psikiyatri girip birçok değişim gerçekleştirebiliyor. Buraları hem biyolojik olarak değiştirebiliyor hem de psikoterapilerle değiştirebiliyor.


İzleyicimizin sorusu ne kadar ince “uykularımda sayıkladığımı tespit ettim” diyor gözlem gücüne bakınız ve “benim babamda da aynı problem varmış” diyor evet bakın çok önemli buradan biyolojik bir kapı açıyor yani genetik. Uyku bozukluklarının çoğu genetik olarak aktarılır. Psikiyatrik hastalıkların çoğu genetik olarak aktarılır ama hususen bunların içerisinde uyku bozuklukları yüksek oranda genetik olarak aktarılan hastalıklardır. Mesela “clock geni” diye bir gen var. Saat geni yani insanın uyku uyanıklık düzenini ayarlayan saat geninde arızca var bu arıza insanların nesilden nesile taşıyabildikleri bir problem olabilir.


Sorunun ikincisi kısmı ne?


Bu hastalığın ruhsal olduğu kadar nörolojik bir de sebebi olabilir mi?


Hiç şüphesiz. Yani geceleri sayıklamanın psikolojik veya ruhsal bir yönü hemen hemen yoktur. Oysa nörolojik yönü yani beynin o dijital, biyolojik, yüksek elektronik devrenin işleyişiyle ilgili temel aksamla ilgili donanım ve yazılımıyla ilgili ikiye ayırırsak hani “ruh” dediğimiz şey bence beynin yazılımı yani öyle vardı yoktu tartışmasına girmiyorum. Ben kişisel olarak ruhun varlığına inanmıyorum. Anlatabildim mi?


İnanmadığım şey şu; Kuran’da da geçiyor. Sana ruhtan soruyorlar. Ne diyor Allah bize? De ki: O Rabbimin bir emridir. Sana da ondan çok az şey bildirilmiştir. Ne demek bu?


Bir şey öğrenemeyeceksiniz demek ben kendi kişisel kanaatimi söylüyorum. Nitekim bugün için psikiyatrinin ruh hakkında bildikleri çok sınırlı hatta yok. Branşımızın “ruh sağlığı ve hastalıkları” diye adlandırılması çok uydurma bir adlandırma. Gerçekte bir ilgisi yok. Batı dillerinde de bu ismin konulması çok saçma. Psikiyatri; yani nedir? Ruh doktoru hadi canım! İnsan hayatında görmediği bir şeyin uzmanı olabilir mi? Ben soruyorum psikiyatristlere ruhla hiç karşılaşınız mı? Bir yerlerde karşınıza çıktı mı? Hiç konuştunuz mu?


Yok, öyle bir şey! Hiçbir psikiyatrist bugüne kadar ruhla karşılaşmadı ve konuşmadı. Peki konuşmadığınız bu varlığın nasıl uzmanı oluyorsunuz? Üstelik de normal uzmanı değil hem sağlığının hem de hastalığının uzmanı oluyorsunuz! Nasıl oluyor? Yok, öyle bir şey, öyle bir şey yok. Öyle bir şey yok ama ne var?


Bu dijital aygıtın yani beynin bu çok ince makinenin bazı alanlarda yaptığı çok ilginç sonuçlar ve üretimler var. Ne yapıyoruz?


Düşünce üretiyoruz. Duygu üretiyoruz. Davranışlarımız var. Bizi insan yapan şeyler bunlar ha siz bunlara ruh diyorsanız tamam ruh vardır ama “ruh” dediğiniz bunlardan başka daha içsel daha ezoterik daha anlamlandıramadığınız bir şeyse kusura bakmayın ben onun varlığına inanmıyorum. İnanıyorsak da Kuran’ın dediği gibi ondan bize çok az şey bildirilmiş biz anlayamıyoruz o neyse. Çok önemsemiyorum yani o Kuran emrini de şöyle anlıyorum. Kardeşim bu ruhla ilgili tartışma boş bir tartışmadır bilimin konusu olamaz! Saçma bir konu ama duygu, davranış ve düşünce üzerinde çalışırsam o kadar çok şey bulurum ki bulunuyor! Her gün yeni yeni yeni bilgilere kavuşuyoruz. Dolayısıyla aklı başında isimlendirmeler gerekir, ne söylediğimize dikkat etmemiz lazım. Dolayısıyla ben kendi mesleğimi “psikiyatri uzmanıyım, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanıyım” diyorum ama bunlar oturmuş geyiklerdir ve gerçeği yansıtmıyor. Eğer branşa yeniden bir isim vereceksek bunun adı duygu düşünce ve davranış bilimleri olmalı veya duygu düşünce davranış sağlığı ve hastalıkları gibi bir şey olabilir tıpkı kulak burun boğaz gibi.


Soruya dönersek bu hastalığın ruhsal olduğu kadar nörolojik bir de sebebi olabilir mi kısmına ben söylüyorum ruhsal bir sebebi yok. Çünkü ruh yok ama nörolojik bir sebebi olabilir mi hiç şüphesiz. Başka neyle ilgili olabilir beynimizle ilgili ve tabii ki nörolojik. Nörolojik derken bunu ancak nöroloji bilir anlamında söylemiyorum duygu, düşünce ve davranış uzmanı olan bugün için halk arasında dünyada yaygın kabul gören işte psikiyatrist denilen meslek erbabının işi. Biz tedavi ediyoruz onu evet bizim alanımızda. Nörolojide uyku bozuklukları alanında üst ihtisas yapanlar, bu konuya eğilenler, uyku laboratuvarlarında çalışanlarında bu alanlarda bilgileri var.

 

 

Bu metin, Prof. Dr. Haluk Savaş’ın Ahval haber sitesi ve kendi Youtube kanalında yayınlanan ‘’Bir Tatlı Huzur Prof. Dr. Haluk Savaş’la Soru-Cevap Psikiyatri’’ programının yazılı halidir.