Bir Tatlı Huzur 21/11/2019

1) Ben 30 yaşındayım, dikkat eksikliği belirtilerinin çoğu bende var. Bakırköy Mazhar Osman Hastanesi’ne gittim ama oradaki doktorlardan biri; ‘’Bu yaşta dikkat eksikliği olmaz!’’ dedi. Diğeri antidepresan verdi, gönderdi. Teşhis koymada sıkıntı var. Ne yapacağımı bilemiyorum!

 

 

Gerçekten mükemmel bir soru. Erişkin yaşta gözüken dikkat eksiliği veya hiperaktiviyle ilgili belirtilere maalesef erişkin yaştaki hastalara bakan psikiyatristler çok duyarlı olmayabiliyorlar.


Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun daha çok bir çocuk hastalığı olduğu izlenimi hem psikiyatristler arasında hem de halk arasında maalesef yaygın bir kanaat. Doğrusu çocuklukta %4-%7 arasında gözükebilen bu hastalık erişkinliğe doğru özellikle 24 yaşından sonra gözükme sıklığı azalan bir rahatsızlık fakat bu azalma daha çok hiperaktivitenin azalması yönünde yoksa özellikle dikkat eksikliği erişkinlikte yaygın olarak sürüyor. Bu hastalığın benim bilgilerime göre çocuklukta görülme sıklığı olan %7 erişkinlikte %4’e düşüyor ama yok olmuyor.


Çok önemli bir hastalık, bizim web sitemize bakarsanız çok sayıda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu erişkin hastanın öyküsünü orada görebilirsiniz. Mesela orada bir diş hekimi hanımefendi var. Onun nasıl okula bir gün spor ayakkabıyla ve klasik ayakkabıyla aynı anda gittiğini ve başka bir hastamızın otoparkta arabasını nasıl kaybettiğini okuyabilirsiniz. Başka bir hastanın yüksek lisans programlarında nasıl ciddi vakit kaybettiğini ama sonra tedaviye girdikten sonra %60 bir iyileşme haliyle şimdi 15 kitabı birden bir görüşmeden öbür görüşmeye okuduğunu bize aktardığını, yıllar sonra yeniden çalışma hayatına döndüğünü görebilirsiniz. Başka bir hasta yine erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu bu saydıklarımın hepsi yetişkin insanlar hastanın nasıl öfke ataklarının %90 oranında azaldığını, artık çok kontrollü devam ettiğini, akademik hayatında da daha düzgün devam edebildiğini görürsünüz. Dolayısıyla dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve daha çok dikkat bozukluğu erişkinde devam edebilen ve yaygın bir hastalık. Bunun %3’e %4’e düşmesi çok düşük bir oran değil. Mesela bipolar bozuklukta bu sıklıkta gözüken bir hastalık bazı araştırmalarda erişkinlikte o da %7-%8’e kadar rakamlar verebiliyor. Bazı araştırmalarda en sert formunun %1 civarında gözüktüğüne ilişkin veriler var. Dolayısıyla hiç değilse erişkinlikte bipolar bozukluk kadar yaygın bir bozukluktan söz ediyoruz. Erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğundan bahsediyorum.


Bu hastalığın tedaviye yanıtının diğer psikiyatrik hastalıklara göre keskin bir biçimde gerçekleştiği, eğer teşhis doğru konulmuşsa doğru yaklaşımlarla tedavilerle hastanın hayatında verimliliğin nasıl arttığı sık gördüğümüz bir tablodur. Söz gelimi az önce bahsettiğimiz diş hekimi hanımefendinin hemen benzer tablolar gösteren başka bir akrabası bize hasta olarak ulaştı ve benzer tedavi sonuçları temin etmeye çalıştı. Bu az görülen bir durum değil yine genetik bir hastalık dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, dolayısıyla çocuğunda bu hastalık olanların annesinde babasında görülme sıklığı yüksek. Annede babada varsa çocuklarda görülebilir.


Geçenlerde 40 küsur yaşlarında bir kadın akrabamla konuşuyorduk. Ben küçükken onun o kadar kanlı canlı olmasına şaşırıyordum. Ben ondan bir miktar büyüğüm, bende küçükken o hep etrafımda “Haluk abi şöyle Haluk abi böyle” diye dolanırken ben de ona baktığımda “Ya bu kızda bir tuhaflık var çok aşırı hareket ediyor ama ne?” diye anlamaya çalışırdım tabii o zaman çocuktum psikiyatrist değildim. Tanı koyacak durumda değildim. Şimdi zaman geçince onun hiperaktivitesini görüyorum şimdi çocukluk kadar değil tabii halâ sık görüştüğüm bir kişi. Geriye doğru tablonun nasıl işlemiş olduğunu, yine onun bir erkek kardeşinin de sağlam bir hiperaktif olduğunu yine onunla ilintili başka akrabalarımızda hiperaktivitenin nasıl yaygın olduğunu görüyorum. Dolayısıyla erişkinlikte de devam edebilir birincisi bu ikincisi de hastalık geçmişte çocuklukta tanınmıyordu. Ben onlara “Yahu tamam ben anlayamadım o zaman psikiyatrist değildim ama hani annen baban da mı anlamamış? Etrafta mı fark etmemiş sendeki bu tuhaflığı?” diye soruyordum. Kimse fark etmemiş, daha çok onun haylazlığına veriyorlar, onun ismi geçince “Yaaa şöyle tevgeydi böyle haylazdı böyle hareket ederdi.” diye kızıyor insanlar veya gülümseyerek hatırlıyorlar o zamanları.


Ne söylemek istiyorum?


Çocuklukta doğru zamanda fark edilse bu insanlar erişkinliğe kadar bu hastalığı taşımazlar, eğer erişkinlikte de varsa o zaman doğru müdahaleyle ciddi sonuçlar alınabilir.


Bu hasta bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gitmiş ve orada teşhis konuşmamış ve müdahale edilmemiş kendisi bundan çok rahatsız. Tabii dikkati eksilten tek şey dikkat eksikliği hiperaktivite değildir ama hasta bu belirtilerinin çoğunun kendisinde olduğunu söylüyor. Bu listelerin içerisinde dikkatle ilgili 6 hiperaktiviyle ilgili 6 belirtinin bulunması DSM ölçütlerine göre tanı doldurmak açısından önemli bir şeydir. Dolayısıyla onları internetten tarayıp bakmakta fayda var gerçekten hasta açısından da bu belirtilerin kendisinde cidden olduğu kanaatindeyse yeniden bir psikiyatristle yoğunlaşarak görüşmesini tavsiye ederim.


Bu konuda meslektaşım Prof. Dr. Hasan Erken’in yetişkinlikte dikkat eksikliği üzerine yayınlanmış kitapları var. Meslektaşım Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan’ın kendisi çocuk psikiyatristi onunda çocuklarda yayınlanmış kitapları var. Galiba Prof. Dr. Yankı Yazgan’ın da var. Prof. Dr. Mehmet Akif Ersoy’un dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu üzerine İngilizce’den tercüme edilmiş bir kitabı var. Dolayısıyla bu konular mutlaka okunmalı, merak edenler için aslında ciddi Türkçe kaynak da oluşmuş durumda.


Antidepresanlar dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde işe yarayabilir mi?


Eşlik eden kaygı bozukluğu ve depresyon varsa işe yarayabilir. Atomoksetin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde işe yarayan antidepresan endikasyon almış. Onun dışında hemen hiçbir antidepresanın dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda özel bir katkısı olduğunu söylememiz pek mümkün değil.


Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu esasen uyarıcı metilfenidat içeren kimyasallarla tedavi edilir. Eğer hiperaktivite çok fazlaysa antipsikotiklerle de müdahale edilebilir.


Gerçekten teşhis koyma da sıkıntı var tespiti çok doğru soruyu soran seyircimizin cevabını da verdiğimi zannediyorum. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuyla ilgilenen psikiyatristlerle görüşmesini öneriyorum eğer online görüşmek isterse Adana’da değilse bizimle de görüşebilir muayenehanenin numarasından bizlere ulaşabilir ama şart değil çok sayıda bu konuyla ilgili psikiyatrist bulacaktır. İlgili olanların isimlerinden bahsettim zaten.

 

 

2) İnsanlara güvenmemek, arkamızdan sürekli iş çevirdiklerini ve konuştuklarını düşünmek, yolda karşıdan gelen ve kendi kendine gülen birinin bize güldüğünü ve bizimle alay ettiğini sanmak, yolda iki arkadaş arasında geçen "salak" gibi bir hakareti bile bize edilmiş sanıp üzülmek gibi şeyler psikiyatrik bir hastalık mıdır ve tedavisi nasıldır?

 

 

Bence yine muhteşem bir soru. Bu alınganlık kişisel olarak algılama, olan biten şeylerin bizimle ilgili olduğunu varsayma hali daha çok psikotik bozukluklarda, paranoid bozukluklarda olan bir şey. Fakat psikotik belirtiler çok sayıda psikiyatrik hastalığa eşlik edebilirler yani biz manideyken de psikotik belirtilere sahip olabiliriz depresyondayken de şizofrenideyken de alkol madde kullanırken mesela özellikle esrar kullanımından sonra veya bir takım kokain vs. gibi maddeleri özellikle sentetik esrarları yani esrarı taklit etmeye çalışan bonzai vs. gibi sentetik kimyasalları kullandığımızda beynin bu şüphelenme hali artar.


Beyne bu şüphelenme yetkisi veya programı aynı zamanda aslında gerçek tehlikelere karşı kendisini korumak için verilmiştir ama bir tür arızada bu program otomatik yere devreye girmekte ve gereksiz yere dostlardan veya gerçekte tehdit teşkil etmeyen insanlardan da ciddi anlamda endişe ve şüphe duymaya kadar varabiliyor.


Bu kadar yoğun bir biçimde etraftan alınganlık göstermek bir psikiyatrik hastalığa işarettir tedavisi de vardır elbette. Tedavisi bir psikiyatriste giderek önereceği ilaçları kullanmaktır ve çok şükür ki ilaçların önemli bir kısmına hastalar yanıt verir veya hastaların önemli bir kısmı ilaçlara yanıt verir. Dolayısıyla bu konuyu asla atlamamak gerekir.

 

 

3) Vardiyalı çalışıyorsak bundan psikolojimiz etkilenir mi?

 

 

Hemen cevap vereyim hiç şüphesiz. Aslında vardiyalı çalışmak insan doğasına aykırı bir çalışma stilidir. Yani hepimizin gündüz çalışıp gece gidip evimize dinlenmesi gerekiyor. Polislik, acil servislerde nöbet tutmak, fabrikalarda insanların 3 vardiya çalışması bunların tamamı insan hayatına aykırı yaşam biçimleridir. Çünkü insan hayatında uyku düzeni gece saat 21:00-22:00 gibi yatmak ve sabah saat 04:00-05:00 gibi kurulmuş bir programımız var. En az 7 saat uyumamız gerekiyor en fazla 9 saat fakat bugünün çalışma düzeni, kapitalizmin insanları sürüklediği üretim düzeni saçma bir biçimde insanları günde 3 vardiya çalışmaya teşvik ediyor. 3 vardiya yoksa bile mesela marketlerde çalışan insanları düşünün sabahın saat 10:00'undan gecenin 10:00’una kadar çalışıyorlar. Çoğu da tek devre olarak çalışıyor. Yani sabah 10:00 gibi gidiyor ve gece 10:00 gibi çıkıyor evine gidiyor bu çok aptalca bir şey ve kötü bir şey, insan doğasına aykırı bir çalışma düzeni burada da kapitalizmin (kapitalizm bir kelime tabii buradan bir ideolojik kalıplaşmaya vs. değil bende çağrıştırdığı konu) sömürü düzeninin başka insanları kendi karımız için çalıştırtma dürtümüzün nerelere vardığını göstermesi açısından çok ilginç.


Vardiyalı çalışma düzeni İngiltere’de Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıkıyor. Buralarda çok ünlü olan İrlanda barları yaygınlaşıyor İngiltere’de nedeni çok basit aslında, bunu İlber Ortaylı anlatıyor. Çünkü insanların yatacak yeri yok hani Türkçe’de deniyor ya yatacak yeri yok. Fabrikada çalışan işçiler o kadar kötü koşullarda çalışıyorlar ki ücretler çok düşük, kaldıkları yer rezalet, yurt gibi yerlerde kalıyor insanlar, bulundukları yerde tek tuvalet var koskoca bir kamp gibi yurt gibi bir yerde çamurun pisliğin içerisinde ve fabrikalara koştur koştur gidiyorlar geliyorlar ve aynı yatakta gün boyunca 3 ayrı insan yatıyor.


Bunun dışındaki vakit nerede geçiyor?


Bu ahır gibi yerlerde yaşayan bu insanlar o barlarda vakit geçiriyor ucuz içkiler içerek günlerini geçiriyorlar. Dolayısıyla vardiyalı çalışmak insan doğasına aykırı özellikle bipolar bozukluk için çok büyük bir tehdit. Yani hastalığı tetikleyen bir şey bu sadece psikiyatrik hastalıklarla ilgili bir şey değil kanser için de böyle çünkü melatoninin kansere karşı koruyu olduğu biliniyor. Yani bizi gece uyutan hormonun, yemeği yedikten sonra şöyle 21:00 civarında şöyle hafif hepimize bastıran hepimizin az sonra geçiştirerek yeniden ayıldığı uykunun esas nedeni melatonindir. Fizyolojik olarak uyku bizi çekiyor ve çağırıyor aslında ve tam o saatlerde uyumamız gerek. Dikkat edin gece o saatlerde uyuyup da sabaha karşı saat 04:00-05:00 civarında kalktığımızda hepimiz zımba gibiyizdir böyle bir bahar uykusundan uyanmış gibiyizdir, bir şeyler okumak bir şeyler yapmak isteriz. Çünkü aslında ilk defa vücudumuz aslına uygun çalışmıştır. Yani yağını suyunu koymuştur sahibi öyle diyelim. Motor düzgün çalıştırılmıştır. Dolayısıyla vardiyalı çalışmak insan sağlığına aykırı ondan uzak durmamız lazım. Psikiyatrik hastalar için çok daha büyük bir tehdit, eğer insan bir psikiyatrik hastalığı yoksa sadece vardiyalı çalışmak bile yeterli bir neden haline gelebilir veya kanser olması için yeterli bir neden haline gelebilir.


Bakın galiba 3-5 ay kadar önce Lancet’te bir makale yayınlandı. Tek bir gün nöbet tutan doktorlarda bile DNA hasarı ortaya çıkıyor. DNA’nın hasarlanması demek kansere ciddi anlamda yatkınlaşma demek o tek bir günün ertesi gününde DNA hasarlarını gideren makinelerin de mekanizmaların da enzimlerin de vücutta bozulduğu gösterildi bu çok önemli. Bunu zaten hepimiz hissediyoruz. İyi uyuduğumuz bir gecenin ertesinde hepimiz çok iyiyiz. Bir iki gün uykumuzu aksattıysak yorgun, bitkin, sırtımız ağrıyor, vücudumuz halsiz düşüyor, grip oluyoruz vs. listeyi uzatabiliriz.


Gripten nasıl iyileşiyoruz?


Annemiz bize çok güzel bir çorba yapıyor veya nane limon kaynatıyor. Bir köşeye çekiliyoruz, battaniyeye sarılıyoruz hatta bu hastalık hali bazen de hoşumuza gidiyor ve nazlanıyoruz ama uyku şart. Yani iyi uyursak o hal geçiyor.

Vardiyalı çalışmayı asla tavsiye etmiyorum. Doğru bulmuyorum hatta mümkün olsa yasaklanması için girişimde bulunabiliriz. Belki ileride insanoğlu bunu yasaklayacak “insan sağlığına aykırı bir şey” diye ama hani emniyet teşkilatı nasıl çalışır gece vakti güvenlik nasıl sağlanır? Valla bir sürü robot üretiyorlar sanayi için güvenlik için de üretsinler. Biz de rahat rahat uyuyalım gece vakti bizi robotlar beklesin.

 

  

4) Bende ‘’Misophonia’’ denilen ‘’ağız şapırdatma’’ konusunda ciddi rahatsızlık var. Gitmediğim yer kalmadı, ne yapacağım ben?

 

 

İlginç bir soru, valla ben de cevap vereyim ben de ne yapacağım? Mesela bizim evde bir kuş var, oğlumun kuşu, hanım da onu çok seviyor. Yani ben de seviyorum, doğrusu Allah var ya kuşta beni seviyor ama eskisi kadar değil. Başta yani yeni tanıştığımız zamanlarda geliyordu üstüme başıma konuyordu. Fakat fark etti ki ben bu işten pek hoşlanmıyorum bir süre sonra yavaş yavaş uzaklaştı ve bana eskisi kadar yaklaşmıyor. Çünkü akşam eve gittiğimde yemek yerken filan hani oğluma veya eşime rica ediyorum hasta olduğum için hemen kalkıp her şeyi kendim halledemiyorum “Ya şu kuşu lütfen yan odaya götürür müsünüz?” diyorum. Onlar işin kolayına kaçıp “Balkona koysak olmaz mı?” filan gibi cevaplar veriyorlar ya da koridora çıkarıyorlar o zaman ses gelmeye devam ediyor.

Misophonia böyle ilk akla geldiğinde kavram ilk defa konuşulduğunda ağız şapırdatmaya karşı gibi anlaşılıyor ama onunla sınırlı değil. Yani çok sayıda ses misophonia’nın konusu olabiliyor mesela tabak sesleri, çay kaşıklarının sesi, normal kaşıkların sesi, çiklet çiğnerken çıkardığımız ses, araçların sesleri, tarakla saçı tararken çıkan ses vs. olabilir.  


Benim saçlarım çok sert. Üniversite yıllarımda bir arkadaşımız vardı. Şimdi o da ortopedi doçenti oldu ve bir üniversitede çalışıyor. Onunla aynı evde kalıyorduk ve ben kalkıp saçımı tararken hart hart hart ses çıkıyordu. O kötü bir biçimde uyanıyordu “Ya Haluk Hoca yeter ya ne bu! Saçın ne biçim ses çıkarıyor!” diyordu. Bu sefer ıslatıp tarıyordum o zaman “Atatürk gibi oldun.” falan diyordu. Her halükarda saçımın çıkardığı ses veya ıslanınca şekli dikkatini çekiyordu yani titiz bir arkadaşımız.


Misophonia kaygılı insanlarda daha sık gözüküyor. Ben de bir düzeyde kaygılı ve titiz bir insanım. Bir şeyin mükemmel doğru dürüst işlemesi benim için önemli. Bazen arabayla ilgili bir arızayı tarif etmek üzere servise gittiğimde “Araçtan şöyle bir ses geliyor.” diyorum ve sesi tarif ediyorum.  Usta anlamsız anlamsız yüzüme bakıyor tekrar tarif etmeye çalışıyorum yani seslere duyalı bir tarafım var demek ki sonra ustanın yeterince ilgilenmediğini hissedince “Ya hani bu doktorlar titiz adamlar hepimizde öyle biraz bir şey var. Kardeşim her işi biz mi yapacağız? Şimdi bu arabanın altına girip hassasiyetle biz mi bakalım? Lütfen şu ses ne ise tespit edin ve kesin, önemli bir şey olmasın.” diyorum biraz fazla tedirgin oluyoruz.


Beyin normalde 9 ayrı sesi birbirinden ayrıştırabilir. Bu önemli bir şey. Kulak çınlaması da bence bu konularla alakalı bir biçimde, yine tıbbın çözemediği sorunlardan birisi sayılır. Biz TMU yapıyoruz, bir kısım hasta buna kısmen yanıt veriyor transkraniyel manyetik uyarımla müdahale ediyoruz kulak çınlamasına ama transkraniyel manyetik uyarımın endikasyon aldığı alanlardan birisi değil. Maalesef onu çözebilecek kadar güçlü değil ama bir miktar faydası olabiliyor. Böyle sorunlar var. Kulak çınlaması, baş dönmesi, işte seslere karşı aşırı duyarlılık…


Bunları dikkatle izleyince hastalarımızın özellikle kaygı bozukluğu olanlarında bu türden belirtilerin yani tıbben “çok açıklanamayan belirtiler” deniyor bunlara. Bunların önemli bir kısmının arkasında psikiyatrik bir neden olduğu anlaşılıyor. Ben kendimin ki dâhil benimkinin bir miktar kaygı ve titizlenmeyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Psikiyatrik nedenlerle ilişkili bozukluklar olduğu kanaatindeyim önemli oranda çünkü aslında beynin fazı uyaranları süzmek ve ayıklamak esas faaliyetlerinden birisi. Bildiğimiz kadarıyla 9 sesi aynı anda ayırt edebilir ve baskılayabilir. Tıpkı ekolayzer gibi çalışır. Şimdi mesela bu ses kaydı sırasında (Perşembe akşamı alınıyor bu ses kaydı) dışarıda camide sela okunuyor. Mikrofon yakamda olduğu için ihtimal ki bu sesi tam duymuyor olabilirsiniz fakat ben mesela duyuyorum. Bir taraftan da rahatsız oluyorum selanın kendisinden değil de kayıt yaptığımız için “Bu sırada ses gelmesi acaba izleyicileri rahatsız eder mi?” diye oysa niye etsin hayatın doğal akışına uygun bir ses. Dışarıdan araç sesleri geliyor, kulağım çınlıyor o da bir ses, kendim konuşuyorum o da bir ses, selanın sesi geliyor o da bir ses, sandalyeyi kıpratınca o da böyle takur tukur sesler yapıyor o da bir ses şimdilik 5 ses. Eğer bunlar 9 taneyi aşarsa beyin bunları ayırt edemez hale gelebilir ve tüm bunların arasında ben sizinle konuşuyorum. Size anlatıyorum, bunu başarıyor. İşte bu sayıca çok artarsa ve ayrıca stres artarsa beyin bu sesleri ayırmakta güçlük çeker. Onları ayırmakta yani ekolayzer gibi baskılamak ve arttırmakta zorluk çekebilir. İhtimal ki ben eve gittiğimde sinirliysem, gerginsem veya o gün yorulmuşsam kuşun sesine daha çok gıcık oluyorum evdekilerde o gerilimi muhtemelen daha çabuk fark ediyorlar.


Misophonia ile baş etmede yapılacak birkaç şey var. Bir tanesi gerçekten arkasında eşlik eden bir kaygı bozukluğu var mı? Eğer varsa onu tedavi etmek katkı sağlayabilir, tümüyle ortadan kaldırmasa bile katkı sağlayabilir.


Diğer bir konu “metakognitif tedaviler” denilen dikkati çeldirmeye yönelik tedaviler var. Yani mesela diyelim bu seslerin zayıf olanına odaklanıp onu öne çıkarma, güçlü olanı baskılama yine beynin yapabildiği faaliyetlerden olduğunu söylemiştim veya mesela bir takım hayali teknikler işte deniz kenarında su sesini ve o su sesinin büyüdüğünü hayal etmek. Bunlar diğer sesleri baskılayabilir.


Bizim sık yaptığımız şey misophonia için değil ama başka takıntılı bozukluklar için sık yaptığımız tedavilerden birisi de mesela hastayla birlikte bulunduğumuz ortamdaki seslerin dökümünü yapmak ve oradaki en zayıf sesi öne çıkaracak şekilde müdahale etmek ve yönlendirmek. Mesela şu an benim odamda klima var ama tabii klima çalışmıyor. Burası her ne kadar Adana olsa da şu an 29.9 derece gösteriyor oda düşünün yani 10 gün sonra kışa girmiş olacağız. Adana’dayız ve oda sıcaklığı 29.9 derece daha ne isterim. Biraz anemik olduğum için hafif sıcak olsun istiyorum. Klimayı çalıştırmıyoruz mesela klimayı çalıştırsak (muhtemelen Merve çalıştırıyordur odasında, o sıcağı çok sevmiyor) klimanın sesi hafif düzeyde çalışan metakognitif tedaviler için uygun bir uyaran olabilir.


Mesela bir taraftan sela sesi geliyor bir taraftan dışarıdan araba sesleri geliyor bir taraftan sandalye takırdıyor böyle bir hasta ne yapsın?


Hangi ses rahatsız ediyor onu diyelim ki sela veya dışarıdan gelen araba sesi olsun. Ne yapmasını isteyebiliriz?


Mesela klima sesine odaklanmasını isteyebiliriz. Beyin bir süre sonra o sese odaklandığında diğer sesler sönümleniyor. Bu fizyolojik bir mekanizma ve klimanın sesi öne çıkıyor o zaman diğerleri onu çok rahatsız ediyorsa o klimanın sesiyle onları bastırmayı teknik olarak uygulayabilir veya seslerle uğraşmak yerine zihnini başka konulara çeldirebilir. Mesela duvardaki saatin içinde kaç tane renk var? Bunlara odaklanabilir. Bu tür teknikler bizim dikkatimizin gereksiz yere odaklandığı sesten veya uyarandan uzaklaştırabilir. Benim önerilerim bunlar.


Misophonia ile çok sayıda hasta başvurmuyor ama ben bugüne kadar hiç görmediysem 10-15 civarında hasta görmüşümdür. Hiçbir misophina hastası da sadece misophonia için bana gelmiyor yani başka rahatsızlıklar oluyor ve bu arada da misophoniayı da tanımlıyor. Ben zaten çoğu zaman obsesif kompulsif bozuklukla uğraşmak durumunda kalıyorum. Rastladığım misophonialar genellikle diğer psikiyatrik hastalıkların eşlik ettiği hastalar. Misophonia hakkında şimdilik söyleyeceklerim bunlar.

 

 

5) Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olanlar bağımlılığa daha mı yatkın olurlar? Ayrıca bipolar bozukluk görülme sıklığı bu hastalarda daha fazladır denilebilir mi?

 

 

Yine mükemmel bir soru. Gerçekten dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olanlar esas olarak dopamin mekanizmasında bir bozukluk ortaya çıktığı için (yani insanlar dopaminin aktivitesi yeteri kadar olmadığı için) zaten dikkatlerini yeterince toplayamıyorlar. Yahut aktivitelerini frenleyemiyorlar. Beynin frontal lobunda dopamin mekanizması bozuk. Zaten biz ilaçlarımızı bunu düzenlemeye çalışıyoruz yani hastaya dopaminerjik ilaçlar veriyoruz. Dolayısıyla bu ilaçlar sonrasında frontal daha iyi çalışıyor ve daha dikkatli oluyor. Beynin gerisinden gelen diğer uyaranları daha iyi frenlemeyi başarıyor. Dolayısıyla gereksiz hareketliliği olan insan biz dopaminerjik ilaçları verdiğimiz zaman yavaşlıyor çok ilginç. Çünkü frontal lobun esas işlevi diğer taraflardan gelen aşırı sinyalleri de elemek bu önemli bir şey. Aynı zamanda da mesela dikkat öğrenme gibi konularda frontal lobun işlevleri arasında ve dopamini verdiğimizde bu dikkat ve öğrenme gibi faaliyetler de daha anlamlı hale geliyor. Dolayısıyla bir taraftan bu bilgi var dopamin metabolizması üssünde bir sorun fakat o dopamin eksik olduğu için bu insanların haz alma duyguları da bozuk. Yani hayattan yeterince tat alamıyorlar. Dolayısıyla hani o “maymun iştahlılık” diye bir tabir var ya Türkçe’de yani adam bir türlü bir şeyi sürdüremiyor. Bir şeyden hoşlandığını zannediyor ama devam edemiyor bırakıyor ya da başka bir şeye geçiyor filan ayran gönüllü mesela çok çalkalıyor, bir şeyden bir şeye hızlı değişiyor anlamında. Bunların hepsi dikkat eksikliği ve daha çok da hiperaktivite bozukluğuna işaret eden bazen argoya varan deyimler var.     


Bunlar bağımlılığa yatkın mıdır?


Hiç şüphesiz. Çünkü bir insanı bağımlı yapan şey esasen bu haz duygusunu tatmin edememesi nedeniyle olmadık kimyasalları denemesi. Yani çünkü adam rahatlayamıyor, haz alamıyor. O yüzden her türden kimyasalı denemeye başlıyor. Bu da onu alkol bağımlısı, esrar bağımlısı gibi bir kategoriye itiyor.


Bu hastalarda bipolar bozukluk görülme sıklığı daha mı fazladır?


Evet dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda, bipolar bozukluk görülme sıklığı ortalama toplumda görülme sıklığından yüksektir. Tersi de geçerli bipolar bozukluğu olan hastalarda yine dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ortalama toplumsal görülme sıklığından çok daha fazladır. Ayrıca bipolar bozuklukta sadece dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu değil hastalığın neden olduğu genel bir bilişsel kayıp yani beyin hacmindeki kayıplar vs. nedeniyle de beynin toplam iş yapma kapasitesinde de bariz bir düşüş görülür. Daha ötesinde bilgiler var.


Depresyon ve bipolar bozuklukta yaşlılıkta bunama görülme riski de ortalama toplumsal oranların çok üzerine 2-4 kat daha üzerine çıkmaktadır bunlar da diğer bilgiler.

 

 

Bu metin, Prof. Dr. Haluk Savaş’ın Ahval haber sitesi ve kendi Youtube kanalında yayınlanan ‘’Bir Tatlı Huzur Prof. Dr. Haluk Savaş’la Soru-Cevap Psikiyatri’’ programının yazılı halidir.