Bir Tatlı Huzur 14/11/2019

1) Dikkat eksikliği hangi ilaçla geçiyor? Oğlum bir ayağında ayakkabı bir ayağında kramponla okula gidiyordu nerdeyse fark etmezsek.

 

 

Dikkat eksikliği tabii uyarıcı ilaçlarla gideriliyor. Bir dizi ilaç var bununla ilgili kullanılabilen en çok “metilfenidat” dediğimiz uyarıcı, dopaminerjik ilaçlar kullanılıyor vs. “atomoksetin” denilen bir kimyasalı içeren antidepresan kullanılıyor. Bunlar beynin dikkat işlevlerini arttıran etkilere sahip ilaçlar. Aynı zamanda bunlar hiperaktiviteye de bir düzeyde etki ediyor. Frontal lobun yani beynimizin en ön lobunun kanı daha iyi kullanması veya daha iyi uyarılması açısından bu ilaçlar işe yarıyor.


Dikkat eksikliği toplumda %4-%7 arasında gözüken ve erişkinlikte de önemli oranda devam edebilen bir hastalık. Bir kısmı 24 yaş civarında sona erdiği söyleniyor önemli bir kısmının da toplumda erişkinlik yaşamında da devam ettiğini gözlüyoruz. Daha önceki programlarda da kısmen işaret etmişizdir. Mesela resmi bir dairede şoförlük yapmaya çalışarak hayatını sürdüren bir hastamız vardı. 25 civarında trafik kazası yapmıştı gerçekten çok büyük bir sıkıntı bu kişinin dikkat eksikliği hastası olduğunun fark edilememiş olması o saate kadar. Şüphesiz bir trafik kazasında hayatını kaybedebilirdi de veya başka makam şoförlüğü yaptığı insanların ölümüne neden olabilirdi ama maalesef fark edilmemiş. Bu işi sürdürerek hayatını devam ettiriyordu.


Uyarıcı ilaçlarla önemli oranda iyileşebilen bir hastalık. Web sitemizde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuyla ilgili çok sayıda olguya ait yazılı görüşme kayıtlarına ulaşabilirsiniz. Oradan tedaviyle nelerin değiştiğini görebilirsiniz. Bir kısım hastanın öfke kontrolüyle ilgili sorunların nasıl düzeldiğini görebilirsiniz. Bugün itibariyle de 2 ayrı hastamızda dikkat eksikliğinde ve hiperaktivitede birinde dikkat eksikliği çok önde diğerinde hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivite önde tedaviyle ilgili çok iyi neticeler alındığına ilişkin ses kayıtlarımız var. Onlar da web sitemizde yüklü oradan da olayı izlemek mümkün.


Dolayısıyla tedavi edilebilen bir hastalıktan bahsediyoruz psikiyatride çok çabuk netice verebilecek hastalıklardan birisi. Bu nedenle küçük yaştayken özellikle çocuk hastaların çocuk psikiyatristlerine ulaşması faydalı olacaktır. Biz yetişkin/erişkin psikiyatristiyiz 16 yaşından daha büyük insanlarla ilgileniyoruz. Normalde 18 yaşından büyük ama 16 yaşına kadar inebiliyoruz. Yine çocuk psikiyatristleri de normalde 18 yaş ama bazen 20-22 bazen de 24 yaşına kadar hastalarla ilgilenebiliyorlar. Bunlar gayet anlaşılır mesleki geçiş noktalarıdır. Onun dışında çocuk psikiyatristi çocuklarla biz yetişkin psikiyatristi yetişkinlerle ilgileniyoruz.


Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ise esasen çocuklukta başlayıp yetişkinlikte de devam edebilen bir hastalık ve mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Özellikle çocuk yaşlarda hasta ve yakınlarının özellikle hastadan daha çok hasta yakınlarının çocuk yaştaki bir kişinin ilaç kullanmasının tehlikeli olabileceğine ilişkin gerçek dışı ve saçma düşünceleri oluyor. Bu hiçbir zaman hekimlerin ve tıbbın düşüncesi değil. Bu tamamen kaygılı insanların uydurdukları gerçekle hiçbir ilintisi olmayan saçma fikirlerden ve kanaatlerden ibaret bir yaklaşımdır. Maalesef toplumda çok yaygındır. “Bu yaşta ilaç mı kullanacak?” gibi saçma sapan bir düşünce kalıbı insanların zamanında tedaviye ulaşmasını ve ciddi anlamda tedavi imkânlarından istifade etmesini engeller. Oysa küçücük bir çocuk kanser olduğunda ilaç tedavisi alıyor. Oysa daha 40-50 günlük bir bebe veya yeni doğan bir çocuk enfeksiyon geçiriyorsa antibiyotik alabiliyor. Çok sayıda şeyi bunun gibi sayabiliriz. Her nedense psikiyatrik ilaçların kullanımında topluma aptalca evet bu kelimeyle ifade etmemizde hiçbir sakınca yok aptalca bir karşı çıkma söz konusu hiçbir gerekçesi yok, zarar göreceğine ilişkin bir kaygı başka da bir şey değil. İnsanların tedaviye zamanında ulaşmasını engelliyor.


Evet dikkat eksikliği ilaçlara yanıt verebilen bir psikiyatrik tablodur ve zamanında müdahale edilmesinde çok ciddi fayda vardır.

 

 

2) Lamotrijin deri döküntüsü yapıyor, tehlikeli mi acaba?

 

 

Lamotrijin normalde bir epilepsi ilacıdır. Lamotrijin duygudurum bozukluklarında, bipolar bozuklukta tedavi edici bir ilaç olarak kullanılabiliyor özellikle depresif dönemler için. Dolayısıyla önemli bir tedavi imkânı depresif dönemleri korumak için yani depresif dönemler “gelmesin” diye yani depresif dönemin tedavisinde de işe yaradığına ilişkin sınırlı veriler var ama esas ilacın ruhsat aldığı konu yeniden depresif nöbetlerin yaşanmaması buna karşı muhafaza edici değeri.


İlaç %3-%5 civarı hastada masum cilt döküntüleri yapıyor. Çilek rengi, kırmızı, 3-5 noktadan başlayarak oluşan cilt döküntüsü yapıyor. Bunu yaparsa ilacın kesilmesinde veya doz azaltılmasında fayda var. Bugüne kadar herhalde ben 5000 civarında hastada kullanmışımdır ve bunlardan 50 kadarında yani %1’i kadarında normalde daha sık gözüküyor ama özellikle doz artışlarını çok minimum asgari düzeyde tuttuğum için daha az sayıda hastada cilt döküntüsü görmüş bulunuyorum. 50 civarında hastada gördüm. Bunların bir kısmında ileride tekrar ilaca dönebilme imkânı da oldu ama o 50 hastanın en azından otuzunda bir daha dönmemek üzere bırakmış bulunuyoruz. Gerçekten duygudurum nöbetlerini depresif nöbetlerin gelişini azaltan bir etkiye sahip.


Tehlikeli mi?


Evet, tehlikeli olabilir. Yani o %3-%5 cilt döküntüsünün kendisi tehlikeli değil ona “masum döküntü” deniyor. Fakat sonrasında bu cilt döküntüsü yaygınlaşabiliyor, tüm vücudu sarabiliyor. İşte o zaman çok tehlikeli olabiliyor. 1000’de 1 ölümcül reaksiyonlara yol açabiliyor. Daha doğrusu hani böyle yoğun bakımlara kadar gidebilecek ciddi sonuçlara yol açıyor 1000’de 1. 5000’de 1 maalesef ölümle neticeleniyor. Dolayısıyla 5000’de 1 risktir ama çok yüksek bir risk midir? Bence çok yüksek bir risk değildir özellikle bipolar hastalığın kendisinin insanı intiharla öldürme riskinin %10-%15 olduğu yine bunun yanında intihar ve dışı nedenlerle ortalama ömrün 10 ile 30 yıl kısaldığı başka hastalıklardan da ölümü hızlandırıyor. Bir yerde lamotrijin gibi bir ilacın bir antiepileptiktir normalde epilepsi ilacı ama depresyondan koruyor. Bizi yeniden yeniden bipolar hastalığın depresyonuna girmekten muhafaza etmesi çok değerli bir şey olsa gerek.


Tüm bipolar hastaları koruyor mu?


Tabii her hastayı da korumuyor veya sınırsız korumuyor. Yapılmış çalışmalarda gösterilmiş veriye göre normalde 200 küsur gün sonra depresif nöbet geçirecek hastaları ortalama 400 güne kadar taşıdığı gösterilmiş bir ilaçtan bahsediyoruz. Yani yaklaşık 1,5-2 kat kadar depresif nöbetin geliş süresini uzattığı gösterilmiş bir ilaçtan söz ediyoruz. Önemli bir ilaç bu cilt döküntüsü riskini de göze alarak pekâlâ hekimle müzakere ederek kullanmakta fayda vardır. Basit döküntüler ortaya çıktığında da bunu yine hekimle müzakere ederek bırakmakta fayda vardır.

Bugüne kadar ciddi döküntüye rastladığım tek hastam oldu. Yani o 1000’de 1 reaksiyonla karşılaştığım tek hastam oldu çok şükür onunda başına ölüm gibi bir şey gelmedi. O 5000’de 1 ölümcül olarak reaksiyonla hiçbir şekilde karşılaşmadım çok şükür.

 

  

3) Sigarayı bırakamamanın psikolojik rahatsızlıkla alakası var mıdır? Ne yapmamız lazım?

 

 

Çok güzel bir soru gerçekten çok zekice, konuyu anlamaya yönelik, dikkat ve merak içeren sorularınız oluyor.


Sigarayı bırakamamanın tabii ki psikiyatrik hastalıklarla ilişkisi vardır hatta psikiyatrik hastalıklar sigara ve bir çok maddenin başlama nedenidir. Mesela depresyon; sigara, alkol, eroin, kokain gibi bir çok maddeye başlama nedenimiz olabilir. Bir çok insan lise yıllarında veya üniversite yıllarında ilk depresif ataklarını geçirirken sigaraya başlamış olabilirler sırf bu nedenle 20-30 yıl hatta 40 yıl sigara içmeye devam eden insanlar olabilir.


Bunun nedeni nedir?


Sigara gibi dopaminerjik kimyasallar içeren maddelerin özellikle dikkatimizi arttırabilmesi veya bir miktar antidepresan etkinlik gösterebilmesi nedeniyle o sırada vücut tarafından bir haz kaynağı olarak veya canlandırıcı olarak kullanılabilmesidir. Kokain vs. gibi maddeler de öyledir maalesef bir çok psikiyatrik hastalığın tabi komplikasyonu tabi kötü sonucu olarak madde kullanımı ortaya çıkar.


Çok sayıda psikiyatrik araştırma psikiyatri kliniklerinde yatmakta olan hastaların diğer hastalara ve diğer insanlara nazaran daha fazla miktarda sigara ve madde kullandıklarını ortaya koymuştur. Yani psikiyatrik hastalar toplumda görülenden çok daha yüksek oranla sigara, alkol, esrar, eroin gibi bağımlılık yapıcı maddeleri daha sık kullanmaktadırlar. Tabii ki bırakırken de bunlarda büyük bir zorluk yaşayabiliriz.


Antidepresanlar sigara bırakırken de işe yarayabilirler hatta bugün için sigara bırakma ilacı olarak bilinen ilaçlardan birisi aynı zamanda doğrudan bir antidepresandır. Bupropiyon kimyasalını içeren bir ilaç doğrudan sigara bıraktırıcı bir ilaç olarak ruhsat almış durumdadır.


Sigara bıraktırıcı başka ilaçlar da mevcut onlar antidepresan değil gerçi, ben de geçmişte sigara kullandım ve sigarayı bırakırken piyasada sigara bıraktırıcı değil ama antidepresan etkinliği olduğu bilinen bir ilaçtan istifade ettim ve sigarayı daha kolay bırakabildim bundan 12 yıl kadar önce. Dolayısıyla sigarayı bırakmanın yoksunluğu, krizi çok daha rahat geçirildi.


Bunları neden anlatıyorum?


Eğer sigara bırakmayı düşünüyorsanız bir psikiyatriste danışmanızda bir fayda olabilir. Yine aslında sigara kullanan kişileri özellikle dikkat etmeleri hususunda uyarmak isterim. Çoğu zaman bir psikiyatrik hastalık sigara veya sigara benzeri bir madde kullanımının benzeri olabilir onu da ayrıca araştırtmakta fayda var. Çünkü mevcut bir psikiyatrik rahatsızlığınızın farkına varmadan sigara kullanmak, bırakmak veya benzeri etkinliklerde bulunmak nedeniyle uzunca yıllar psikiyatrik rahatsızlığın bizzat farkına bile varmadan yıllar geçirmiş olabilirsiniz. Çünkü biliyoruz ki kaygı bozukluklarında, bipolar bozuklukta, depresyonda, şizofrenide yapılmış çok sayıda araştırma bu grup insanların daha fazla oranla sigara ve madde kullandığını açıkça ortaya koyuyor.


Dikkat ederseniz madde, alkol ve sigara kelimesini bir arada kullanıyorum. Çünkü bunların hepsi sonuçta zararlı ve bağımlılık yapıcı maddeler. Dolayısıyla bunun adı madde kullanımı “sigara” eroinden, esrardan ayıran çok özel bir şey yok. Bunların tamamı vücut için zararlı kimyasallar içermektedir ve bağımlılık yapmaktadırlar. Tamamından kurtulmamız gerekir.

 

 

4) Huzursuz bacak sendromu psikolojik bir durum mudur? Nörolojik ilaç alındığı halde geçmeyen bir durum var.

 

 

Huzursuz bacak sendromu doğrudan bir psikiyatrik hastalık değil, nörolojik bir tablo gibi gözüküyor. Uyku sırasında bacağın yeterince rahatlayamaması yeniden hareketler yapması veya batma, huzursuzluk hissi olması veya dinlenememesi. Böyle bir tablonun nedenlerinden birisi olarak da kansızlık ve demir eksikliğinin olduğunu biliyoruz. Yine “periyodik bacak hareketleri” denilen uyku bozukluğu da yine nörolojik tabloya eşlik eden tablolardan birisi.


Bir çok psikiyatrik hastalıkta bu huzursuz bacak sendromunun belirtileri de birlikte gözükebiliyor. Dolayısıyla bir psikolojik durum veya psikiyatrik bir hastalık gibi de ele alınabilir. Psikiyatristlerin eğitiminde nöroloji, nörologların eğitiminde de psikiyatri rotasyonları olduğu için bu iki branşında bir biçimde ilgilendiği bir saha haline geliyor tıpkı nörologların bazı depresyon vakalarını tedavi etmeye eğilimli oldukları gibi bazı psikiyatristler de huzursuz bacak sendromunu tedavi etmeye eğilimli oluyorlar. Çünkü kendi eğitimlerinin yahut vakaların içerisinde sık rastladıkları olaylar olduğu için müdahale etmekten kaçınmıyorlar.


Nörolojik ilaç alındığı halde geçmeyen bir durum varmış burada daha çok dopaminerjik ilaçlarla mücadele edilir huzursuz bacak sendromuna veya yine psikiyatrik hastalıklarda sık kullanılan benzodiazepinlerle yani teskin edici, sakinlik verici, kaygı giderici ilaçlarla müdahale edilebilir. Nörolojik diye bilinen ilaçlarla müdahalede netice alınmadığında diğer teskin edici psikiyatrik ilaçlarla da müdahale etmek mümkündür. Tüm bunlara karar verecek kişi esasen bir nöroloji uzmanıdır, bir psikiyatrist de pekâlâ konu hakkında fikir beyan edebilir. Bir müdahale sahası olarak bu rahatsızlığı görebilir.


Benim önerim; huzursuz bacak rahatsızlığından şüphe eden tüm hastalar öncelikle bir nöroloji uzmanına gözükmelidirler. Bir psikiyatristten de fikir alabilirler.

 

 

5) Psikiyatri uzmanı olmaktan memnun musunuz? TUS sınavına yeniden giriyor olsanız yine psikiyatriyi seçer miydiniz?

 

 

Küçük bir çocukken de psikiyatrist olmayı hayal etmiştim daha doğrusu mesleğin adını psikiyatri olarak bilmiyorken de yanlış kavramsallaştırmalar nedeniyle bu mesleği istemişim ama başka türlü isimlendirerek söylemişim. Seneler sonra beni küçüklükte tanıyan komşumuzla ve kiracımızla karşılaştık. “Ne yapıyorsun? Ne ediyorsun?” diye sordu ben “Psikiyatrist oldum, şunları şunları yapıyorum.” deyince bana “Küçükken ben sana sorardım 7 yaşındayken filan ne olmak istiyorsun?” diye dedi. Ben de “Beyin cerrahı olmak istiyorum.” dermişim, peki “Neden beyin cerrahı olmak istiyorsun?” dermiş. Ben “İnsanların kafasını açıp bakmak istiyorum, nasıl düşünüyorlar merak ediyorum.” dermişim. Tabii bu esas olarak insanların nasıl düşündüğünü öğrenme motivasyonu çok güçlü bir motivasyon. Bu motivasyona sahip olduğumu küçük yaştan itibaren biliyorum ama “beyin cerrahisi” diye adlandırdığımı hatırlayamıyorum gerçi tabii komşumuzun bu hatırlatması neticesinde aslında motivasyonun hiç değişmediğini, halâ insanların nasıl düşündüğünü, düşünme eylemini nasıl gerçekleştirdiğini ne kadar merak ettiğimi bir kez daha fark etmiş oldum bundan galiba 10-15 sene kadar önceydi o çocukluk çağındaki komşumuzla yeniden karşılaşmam.


Benim için hiçbir zaman insanların nasıl düşündüğü konusu bir merak alanından uzaklaşmadı. Çok sevdim ve yakın başka meslekleri de düşündüğüm oldu, hukuk, siyaset gibi daha çok sosyal bilimlerle ilgilendim. Nitekim sosyoloji ve antropoloji alanında da yüksek lisans yaptım. Merak ettiğim sahalar yani insan ne yer ne içer, nerede yaşar, birbiriyle nasıl temas eder, nasıl toplumsal organizasyonlara girer bunlar da merak ettiğim diğer hususlar olduğu için üstelik de psikiyatri uzmanı olduktan sonra 2. eğitimi de yüksek lisans olarak İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde Orta Doğu Enstitüsü’nde sosyoloji ve antropoloji yüksek lisans eğitimi de aldım. Merakımı bir miktar giderdim hatta oradaki hocalar da sağ olsunlar “Eğer kariyer yapmayı psikiyatri alanında değil de bu alanlarda düşünürsen bekleriz.” dediler ve davetkâr davrandılar onlara çok teşekkür ediyorum. Prof. Dr. Tayfun Amman umarım sağlık sıhhattedir, iyi bir insandı tez hocamız sağ olsunlar, o da bir tıp doktoru aynı zamanda. Çok sayıda iyi ve destekleyici hocayla da çalışma imkânım oldu sosyoloji ve antropoloji alanında ama psikiyatri ihtisasını dediğim gibi çocukluğumdan beri çok sevdim. Filmlerden etkilendim ve istedim öyle seçtim, o sevgiyle de seçtim. 


Tıp fakültesini seçerken galiba 8 tercih yaptım tamamı tıp fakültesiydi. Yine psikiyatriyi tercih ederken kazandığım sınavda da 10 tercih yaptım ve tamamı psikiyatriydi ve üçüncüsünü kazandım Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Tıp fakültesi tercihimde de üçüncüyü kazanabilmiştim Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Mezun olduğum okullarla da hep iftihar ettim. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi İngilizce eğitim yapan bir tıp fakültesiydi. Çok değerli hocalarımız vardı ve önemli bir kısmı Hacettepe Üniversitesi mezunuydu, yine önemli bir kısmı yurtdışında ya ihtisas yapmış ya orada bulunmuş insanlardı. Psikiyatri ihtisasını da rahmetli Oğuz Arkonaç’ın yanında yaptım doçentti kendisi. Washington ABD’de psikiyatri ihtisası yapmış bir hocamızdı ve çok sayıda yayınlanmış kitabı vardı. Kanser olup öldü Allah rahmet eylesin 2000 küsurlerde ve hayatının son demlerine kadar üretkenliğini sürdüren, kitaplarını yazmaya devam eden ve öleceğini bildiği halde kitaplarını tamamlayıp yayınlamaya çalışan çok seçkin bir akademisyen ve bilim insanıydı. Onlarla çalışmış olmaktan, onların eğitiminden geçmiş olmaktan onur duyuyorum, onlara minnettarım. Yine Esat Oğuz Göktepe, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’deki psikiyatri hocam o da İngiltere’de bulunmuş ve klinik şefliğine kadar yükselmiş hekimdi, çok iyi bir insan ve çok iyi bir hocaydı. Onun sayesinde yine psikiyatriyi seçerken kendimi çok rahat hissettim.


Babam, ben üniversiteyi bitirdikten sonra bu mesleği seçerken bana “Deli doktoru mu olacaksın?” dediğinde babam orta ikiden terk bir esnaftı. İyi, akıllı, parlak bir insandı fakat eğitimi çok iyi değildi ama aslında eğitimli bir ailenin çocuğuydu. Travmatik bir hayat öyküsünün üzerine çok iyi eğitim görememiş bir insandı. Ben de “Baba delilik değil bu, psikiyatrik hastalıklar önemli ve yaygın hastalıklardır. Bizim hocalarımız İngiltere’de bu konuda üzerinde çalışmış (Prof. Dr. Esat Oğuz Bey’den bahsediyorum). 20-30 yıl sonra Türkiye’nin şartları da İngiltere gibi olacaktır. Dolayısıyla mesleğimiz Türkiye’de de sevilen tutulan bir meslek olacaktır. Endişe etmene gerek yok.” diyerek mesleğimizi seçmiştim. 

Nitekim babamın vefatından önce 2005 yılında vefat etti ben 2003 yılında meslekte doçent olmuştum. Doçent olduktan sonra babam daha net bir biçimde benim mesleği ne kadar sevdiğimi, ne kadar ilgiyle sürdürdüğümü, yaptığımı gözledikçe “Oğlum doğru seçmişsin.” dedi iyi yapmışsın anlamında beni onayladığını görmekte bana ayrıca büyük bir memnuniyet verdi.


Tekrar soruya dönersek hiç şüphesiz evet cevabını veririm. Belki psikiyatriyi yapma biçimimi en başından itibaren daha iyi daha dikkatle daha özenle dizayn eder mesleğimde ilerlerdim eğer yeniden bu sınava giriyor olsaydım tercihimi asla değiştirmezdim.


İnsan davranışlarına, insan doğasına, insan düşüncesine meraklı olanlara özellikle tavsiye edebileceğim bir branştır. Gerçekten öğrenmenin ufuklarının çok açık olduğu vücudumuzun en ince en dijital aygıtı beyin üzerine çalışan çok özel bir branştır. İsteyenlere özellikle tavsiye ederim. 

 

 

Bu metin, Prof. Dr. Haluk Savaş’ın Ahval haber sitesi ve kendi Youtube kanalında yayınlanan ‘’Bir Tatlı Huzur Prof. Dr. Haluk Savaş’la Soru-Cevap Psikiyatri’’ programının yazılı halidir.