Bir Tatlı Huzur 10/10/2019

1) Disosiyatif amnezi çoğul kişilik bozukluğu olmadan, tek başına görülür mü?

 

 

Disosiyatif amnezi, çocukluk çağındaki travmatik yaşantılarla tetiklenen, meydana gelmeye başlayan, erişkinlik yaşamında da gün içerisinde birden ortaya çıkan unutkanlıklar vs. ile kendini ortaya koyan bir rahatsızlık; ama herhangi bir unutkanlık değil bu. Mesela bir kişinin tümden bir gün boyunca ne olduğunu hiç hatırlayamaması, etrafındakilerin ona olan biteni hatırlatıcı cümleler ve ayrıntılar verdiği halde o kişinin bunların hiçbirini hatırlamaması bir disosiyatif amnezi örneği olabilir.   


Çoğul kişilik bozukluğunda da gözükebilir. Çünkü yine çocukluk çağı travmalarıyla olan disosiyatif amneziyle aynı hastalık grubunda olan disosiyatif çoğul kişilik bozukluğunda da başka başka kişilikler devreye girdiğinde kişinin kendi esas kişiliği yani “ev sahibi” dediğimiz kişilik devre dışında kalır. Böylece diğer kişiliklerin hafızasında kayıtlı olup esas kişinin hafızasından silinen veya orada gözükmeyen parçalar oluşabilir. Bunlar size biraz film gibi gözüküyor olabilir ama gerçek bu.


Disosiyatif amnezi benim de meslek yaşantımda çokça rastladığım bir psikiyatrik tablodur. Hatırlayın Türk filmlerinde de olur. Başına önemli bir olay gelir ve her şeyi unutur, sonra başka bir önemli olay olur ve kişi her şeyi hatırlar. Filmdeki olaylar çözülür vs. buna benzer şekilde disosiyatif tablolar değildir ama mesela kişi sağır olmuştur,  kör olmuştur bir trafik kazası sonrası veya bir travmatik olay vs. sonrasında sevdiği gelir birkaç cümle söyler ve ondan sonra kişinin gözleri görmeye başlar veya işte kulağı duymaya başlar vs.


Travmaya bağlı bozukluklar veya konversiyon bozukluklarında görebileceğimiz çeşitli klinik durumlardır. Yani sadece Türk filmlerinde uydurulmuş tablolar değildir kendine göre psikiyatri literatüründe karşılığı, gerçeklikleri olabilen tablolardır.


Disosiyatif amnezi, çocukluk çağı travmalarına bağlı erişkinlik yaşamında bir günü unutmak birkaç saati yok olmuş gibi algılamak vs. şeklinde seyreden amnezi yani unutmayla çoğul kişilik bozukluğu olmaksızın bu tablonun ortaya çıkıp çıkamayacağını soruyordu. Evet, böyle bir unutkanlık tablosu hiçbir biçimde çoğul kişilik bozukluğu olmadan da tek başına gözükebilir, zaten adı disosiyatif amnezi bağımsız bir tanıdır aynı zamanda, çoğul kişilik bozukluğu grubunda bu da bağımsız bir tanıdır tıpkı çoğul kişilik bozukluğu gibi disosiyatif amnezi de unutkanlıkta ayrı bir tanıdır.


Disosiyatif bozukluk son 40-50 yılın psikiyatri literatürünün çok tartışılan bir konusudur. Özellikle son 20-30 yıl yoğun tartışmalarla geçtikten sonra artık tanı geçerliliği kanıtlanmış, çok sayıda çalışma yapılmış, Türkiye’de de araştırmalar yapılmış bir konudur. Doğrusu bende çokça sayıda hasta tedavi ettim ve ediyorum kendi web sitemizde de çoğul kişilik bozukluğuna ilişkin vakalara ait notların dökümünü görebilirsiniz. Gerçekten biraz fantastik ve ilgi çekici hastalardır. Fakat bunlar gerçektir film öyküleri değildir. Hemen her zaman hayatımızda karşılaşabileceğimiz psikiyatrik tablolar.


Buna ilişkin bir film izlemek isterseniz benim 2 hastamın öyküsünden yola çıkarak senaryo sinopsisini yazdığım “Sıfır Dediğimde” isimli film. Sıfır dediğimde bir hipnoz telkinidir hani 10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1, 0 dediğimde bu hipnozdan çıkacaksınız vs. dediğimiz bir kalıp var. Filmde hipnoz sahneleri de var. İki hastamın öyküsünü birleştirerek ki onlar birisi disosiyatif amnezi biri de çoğul kişilik bozukluğu olan iki hastaydı. Senarist ve yapımcı/yönetmen arkadaşın onları kendisinin füzyon birleştirmesiyle ilginç bir öyküye dönüştü, izlenilebilir.


Houston Film Festivali’nde en iyi ilk film ve en iyi yönetmen ödüllerini almıştı. Dolayısıyla benim için de çok güzel bir hikâye. Gerçekte bahsi geçen hasta disosiyatif amnezi olgusu; bir otelde bir arkadaşıyla yaşadığı çok travmatik bir geceden sonra intiharı vs. düşünmüş. Otelin balkonundan/penceresinden aşağıya atmayı planlamış. Fakat bunu yapmamış bununla birlikte o günü tümüyle unutmuş genç kadın bir hastaydı. Çok seneler önce yaklaşık 20 yıl kadar önce bu hastanın öyküsü diğer bir hastanın öyküsüyle birleşerek “Sıfır Dediğimde” filmine konu oldu. Tabii ki özgün öykülerden çok farklı, sanatçı onu her zaman daha farklı yoğuruyor ve farklı birine dönüştürüyor.

 

   

2) 8 yaşındaki oğlumda dikkat eksikliği var. Doktor ilaç önerdi, kullandırma noktasında çekincelerim var. Dikkatini arttıracak aktiviteler ve materyaller kullanıyoruz. Bunlarla aşar mıyız, yoksa mutlaka ilaç kullanmalı mı?

 

 

Şüphesiz böyle teknikler olabilir ama bu dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu beynin çok temel bir biyolojik hastalığıdır özellikle frontal lobun beynin ön loblarının gelişiminin gecikmesiyle alakalı bir hastalıktır. Hemen tüm psikiyatrik hastalıklar gibi birkaçı hariç tüm psikiyatrik hastalıklar doğrudan beyin hastalıklarıdır biyolojik zeminlere dayanır. Bu hastalıkta çok sağlam bir biyolojik zemine dayanıyor ve farmakolojik yani ilaca dayalı tedavileri var. İlaca dayalı tedavilerle çok kritik eşikler aşılabiliyor. Yine bizim web sitemizde ”Hasta Öyküleri” nde göreceksiniz. Yani üniversite son sınıfta tedavisine başlansa bile insanın çok önemli kayıplarını gidermek mümkün, kaldı ki bu hasta 8 yaşında etkili bir ilaç tedavisiyle hayatı boyunca yaşayacağı bir sürü kaybın önüne geçmek mümkün. Dolayısıyla doktor önerilerine tam bir uyum gösterilmesi lazım.


Ben çocuk psikiyatristi değilim ama bize gelen bu önemli soruları herkesin haberdar olması için buradan ilan ediyorum. Eğer bir çocuk psikiyatristi çocuğunuza “İlaç kullanması gerekiyor.” diyorsa bunu asla tartışmayın. En fazla gidip başka bir çocuk psikiyatristiyle bu görüşü gözden geçirebilirsiniz. İkinci bir hekim görüşü alabilirsiniz ama bir taraftan danıştığınız, para verdiğiniz, bilgisine, deneyimine güvendiğiniz bir hekim görüşünü söylüyor ve siz ona inanmıyor kendinize göre dikkatini arttıracak aktiviteler yapmak gibi muğlak ne olduğu belirsiz bir şeyle uğraşıyorsunuz.


Mesela benzerini onkologunuza da yapıyor musunuz?


Çocuğunuz 8 yaşında gittiniz kanser onkolog “Falanca kemoterapiler kullanmamız gerekir.” siz onun yerine gelip kemoterapi vermeden komşu teyzenin söylediği falanca otları kullanıp hayatınızı sürdürüyor musunuz?


Filanca psikologa gidip çocuk zihnini rahatlatırsa bu kanseri de yener gibi bir saçmalığa inanıyor musunuz?


Böyle bir şey yapmayınız lütfen! Tam olarak hekimlerin hastalar için önerdiği tedavileri kullanınız yanlış yapıyorsunuz! Dolayısıyla çocuk da olsa büyük de olsa hekim ilaç öneriyorsa en fazla 2. bir psikiyatristten görüş alırsınız bilemediniz 3. bir hekimden görüş alırsınız ve yolunuza devam edersiniz. 


Hekimin önerdiğini yapmamak çok büyük bir yanlıştır. Çok büyük bir yanlıştır.


“Çocuklar ilaç kullanmamalı” filan gibi görüşlerin de gerçekle hiçbir ilgisi yok. Çoğumuz hayatındaki en yoğun ilaçları en küçük yaşlarında kullandı. Bir sürü enfeksiyon geçirdik ve onlara karşı antibiyotikler kullandık, aşılar olduk. Çocukların ilaç kullanmaması gerektiği tam bir safsatadır. Tekrar söylüyorum. Çocukların ilaç kullanmaması gerektiği veya psikiyatrik ilaç kullanmaması gerektiği tam bir safsatadır. Lütfen zihninizi bu saçmalıklardan arındırın ve doktorların dediklerine odaklanın. Çocuklarınıza zulmetmeyin, tedavilerini düzgün yaptırın.

 

 

3) Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda her zaman ikisi beraber mi olur?

 

 

Evet, çoğu zaman birlikte olur ama her zaman değil. Özellikle kız çocuklarında, kadınlarda dikkat eksikliğinin daha yoğun seyrettiği hiperaktivitenin o kadar olmadığı erkeklerde ise daha çok hiperaktivitenin olduğu ve dikkat eksikliğinin o kadar olmadığı yönünde görüşler var.


Ben de hastalarıma test uyguladığımda benzer sonuçlarla karşılaşıyorum ama bu şu demek değil. Yani kadın hastaysa dikkat eksikliği dışında hiperaktivite olmayacak değil, her ikisini de bir arada gösteren çok sayıda kadın ve erkek hasta da var.


Soru istisnaları soruyor evet istisnaları da var. Sadece hiperaktiviteyle veya sadece dikkat eksikliğiyle giden hastalar var. Üstelik ters cinsiyetlerde de olabilir. Yani kadın olup sadece hiperaktiviteyle erkek olup sadece dikkat eksikliğiyle giden hastalarımız da var. Dolayısıyla bu sorunun cevabını da vermiş olduk.

 

 

4) Yaygın anksiyete bozukluğunda antidepresanı bırakma süreci konusunda bilgi yazısı yayınlar mısınız?

 

 

Yaygın anksiyete bozukluğu yine antidepresanlarla tedavi edilen ve çoğu zaman depresyonla da birlikte gözüken bir psikiyatrik hastalıktır. Depresyonlara da %70 eşlik eder yaygın anksiyete bozukluğu çok defa beraber gözüken hastalıklardır.

Hemen her şeyden kaygı duymak, gelecekle ilgili olumsuz duygu ve düşüncelere kapılmak, gürültüye karşı tahammülsüzlük, gün boyu süren bir tedirginlik hali yani yoğun panik ataklardan daha çok tüm gün süren yaygın anksiyete (kaygı) vardır. Antidepresanlara da yanıt verir. Bu da depresyon gibi uzun süreli ilaç tedavisi gerektirebilir.


İlaç bırakma konusu esasen doktorla karar verilmesi gereken bir husustur. Tek başınıza asla yapmayın burada doktorun önerisi dışında ilaç bırakmaya çalışmak sizi hastalığın belirtileriyle yeniden ve ciddi bir biçimde karşı karşıya getirebilir. Dolayısıyla ilaç bırakma süreci aylar içinde olmalı. Ulaşılmış tedavi dozundan yavaş yavaş eksilterek gidilmelidir. Fakat tekrar söylüyorum ilacı bırakma kararını asla tek başınıza vermeyin. Hekimle beraber tabir uygunsa kafa kafaya verip aldığınız bir karar olmalı. Çoğu zaman yaygın anksiyete bozukluğu tekrar eden bir hastalık olduğu için uzun yıllar tedavi kullanmanız gerekebilir.

 

 

 

5) ’’Herkes bana bakıyor, beni çekiştiriyor, hastalık belirtilerim var. Bütün antidepresan ve antispikotikleri kullandım. Aripiprazol, Amisülpirid gibi iyileşmedim ama lorezapam kullanınca iyileşiyorum. Doktor; ‘’Lorezepamı ömür boyu kullanman gerekebilir.’’ dedi. Başka tedavi yöntemi yok mu?’’

 

 

Bu istisnai bir soru. Bir kere buradaki belirtiler biraz psikotik belirtileri çağrıştırıyor. Bizim uzaktan ve soruyla tanı koymamız doğru değil tabii ama şüphecilik dikkat çekiyor bu belirtilerde. Bu belirtilere lorezepamın etki ediyor olma olasılığı düşük, daha çok kaygı gideren bir ilaç ve benzodiazepinlerden birisi. Benzodiazepinlerin ömür boyu kullanılması çok önerilen bir şey değil. 3-6 ay arası kullanılması tavsiye edilir. Fakat bazen doktor tavsiyesiyle daha uzun kullanılması tavsiye edilir. Herhalde uzun süre kullanabileceği ifade edilmiş hastaya fakat bu “herkes bana bakıyor, beni çekiştiriyor” gibi düşünceler lorezepamla değil antipsikotik ilaçlarla tedavi edilebilir. Dolayısıyla daha fazla yorum yapmak hastanın da kafasını karıştırabilir.


Özetle benim söylemek istediğim şey; lorezepam gibi ilaçların ömür boyu kullanılması çok sık rastlanan ve tavsiye edilen bir şey değildir. Ancak çok istisnai durumlarda şüphesiz olabilir. 3-6 ay arasında kullanılması tavsiye edilir. Her halükarda bu hastanın doktoruyla temas etmesi veya doktorun görüşleriyle ilgili endişeleri varsa başka psikiyatristlerle doğrudan görüşüp onların da kendisini muayene edip ondan sonra karar vermeleri veya tavsiyelerde bulunmalarına müsaade etmelilerdir. Buradaki birkaç cümleyle durumu tümden değerlendirmemiz doğru değil ama özetle tekrar hatırlatalım benzodiazepinlerin 3-6 ay arasında kullanımı yaygın tavsiye edilen şeydir ve mutlaka hekim tavsiyesiyle kullanılmalıdırlar. Hemen tüm ilaçlar için böyledir zaten ama benzodiazepinler için bağımlılık riski de olduğundan dolayı özellikle böyledir.

 

 

Bu metin, Prof. Dr. Haluk Savaş’ın Ahval haber sitesi ve kendi Youtube kanalında yayınlanan ‘’Bir Tatlı Huzur Prof. Dr. Haluk Savaş’la Soru-Cevap Psikiyatri’’ programının yazılı halidir.