Bir Tatlı Huzur 08/08/2019

1) Ben iki kızımla yalnız kaldım; dik durmak çok zor içimdeki acının ateşi sönmüyor. Uyumak istemiyorum uyanınca aynı kâbusa uyanıyorum çünkü. Küçük kızımın kafasında egzama oldu saçları döküldü büyük kızım fen lisesinde son sınıf bu sıkıntıyla sınava girecek.

 

 

Bunu genel olarak insanların hayatta yaşadıkları travmatik yaşantılar karşısında neler olabileceği ve sonuçlarıyla nasıl baş edebileceğimiz gibi bir soru şeklinde anlıyorum. Şüphesiz hepimizin hayatında ciddi travmalar olabiliyor. Bunlarla baş etmek çok kolay değil ama hiçbir travmanın da olmadığı bir hayat yok. Önünde sonunda hepimizin hayatı en gelişmiş bir ülkede yaşarken de en geri kalmış bir ülkede yaşarken de travmalara maruz kalıyor.


Şüphesiz gelişmiş ülkelerde maruz kaldığımız travmalar daha asgari düzeyde oluyor. Daha az gelişmiş veya gelişmemiş ülkelerde yaşayanlar ise daha büyük, daha şiddetli travmalara maruz kalıyorlar.


Burada da çok sayıda toplumsal olay yaşıyoruz. Bunlardan birisi de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’de çok geniş kesimlerin yasal takibata maruz kalması, 500 bin kişi hakkında adli dosyaların açılması, yüz binlerce insanın tutuklanması, yüz binlerce insanın gözaltına alınması gibi süreçlerden geçmesi ve on binlerce insanın da hüküm giyip şu an için hapishanelerde yatıyor olması, bir kısım insanın bu yasal takibattan kurtulmak için yurtdışına firar etmiş olması ya da ülke içerisinde kalıp gizleniyor olması gibi sonuçlar var. Bunlar da sonuç olarak tabii parçalanmış ailelere veya anne babasıyla yeterince görüşemeyen çocuklara yol açıyor. Anneler ya da babalar eşler uzaktayken ya da hapisteyken başka memleketlerde vs. yaşarken tüm hayat problemleriyle kendi başına baş etmek zorunda kalıyorlar ve çevreden de yeterli desteği alamadıkları oluyor. Bu durumda çocuklar da travmatik olayların etkisiyle bir dizi rahatsızlık yaşıyorlar.


İşte bunlardan birisi de bu soruda belirtildiği gibi ‘’Küçük kızımın kafasında egzama oldu saçları döküldü büyük kızım fen lisesinde son sınıf bu sıkıntıyla sınava girecek.’’ diye sormuş. Evet, gerçekten tüm bunlar sıkıntılı süreçler.


Fakat olan biteni sadece travmayla anlamak, travmanın bir neticesi olarak görmek ve bu travma geçmedikçe hiçbir şekilde iyileşmeyeceğini düşünmek de tehlikeli bir yaklaşım. Çünkü travmalar hepimizin başına geliyor fakat bunların sonuçlarıyla baş etmek için gerekli tedbirlere müracaat etmek gerekiyor. Yani nasıl ki bir trafik kazası geçirdiğimizde biz yaralıysak hastaneye gidiyoruz, tedavi görüyoruz veya otomobilimiz hasar gördüyse kaportacıya gidiyor, motor hasar gördüyse elden geçiyor ve tamir ediliyor. Burada da gündelik hayattaki yaşadığımız travmalar karşısında eğer gerçekte psikiyatrik sonuçlar ortaya çıkmışsa o zaman gerçekte psikiyatriste danışmamız gerekiyor. Psikiyatristin konuyu inceleyip tedavi gerektiren bir psikiyatrik hastalık olup olmadığını tespit edip müdahale etmesi gerekiyor.


Bu travmatik olaylar değişmediği müddetçe psikiyatrist ne yapacak? Benim etrafımda bu sorunlar sürdüğü müddetçe psikiyatrist ne yapacak? Kocam hapiste olduğu müddetçe psikiyatrist bana ne yapsın? Karım hapiste olduğu müddetçe psikiyatrist bana ne yapsın? Babamız başımızda yok ki yeterli gelirimiz de yok ki bir çok sorun var psikiyatrist bize ne yapsın? Şeklindeki sorular doğru sorular değil. Bu bakış açıları tamamen hatalıdır. Her zaman için yapacak bir şey vardır.


Tıbbi müdahalelerde nasıl ki bir trafik kazasında önemli bir damar kesilmişse o damarın daha fazla kanamasını engelleyecek şekilde bazen bir gömleği yırtıp, bacağı kolu ciddi anlamda presleyerek, sıkıştırarak o damardan kanın fışkırmasını engelleyerek hastaneye ulaştırmak nasıl hayat kurtarıcı oluyorsa bazen ölümün kıyısına kadar gelmiş, intihar dürtüsünün çok güçlü olduğu durumlara gelmiş kişilerin de mesela depresyondan kurtulmaları, tedavi görmeleri halinde hayatlarını kurtarmak mümkün olacaktır.


Psikiyatrik tablolar her ne kadar bu travmatik olaylardan tetiklenmiş olsa da nihayetinde beynin kimyasının bozulduğu süreçlerdir ve bu süreçlere bazen ilaçlarla bazen psikoterapiyle müdahale edildiğinde ciddi değişmeler, olumlu gelişmeler olacaktır.


Dolayısıyla ben bu soruyu soran sayın okuyucularımıza da benzer sorunları yaşayan tüm okuyucularımıza da özellikle tavsiye ediyorum. Böyle uykularınızın bozulduğu, moralinizin yoğun olarak bozulduğu, hayattan zevk almadığınız, karamsarlığa düştüğünüz, kendinizi güçsüz hissettiğiniz, gelecekle ilgili olumsuz düşüncelere kapıldığınız, enerjinizin düştüğü, geceleri uyumak istemediğiniz, sabahları uyanmak istemediğiniz veya intihar düşüncelerinin eşlik ettiği tablolar varsa ki bunların önemli bir kısmı depresyon belirtileridir. Mutlaka bir psikiyatriste gitmeniz ve belki de tedavi almanız gerekecektir ama öncelikle psikiyatristin görüşü ile ne olup bittiğinin konusunun açıklığa kavuşturulması gerekir.


Bizzat bu sorudaki gibi kendisinde de olabileceği gibi çocuklarında da bir psikiyatrik problem olabilir konu sadece depresyon değil kaygı bozuklukları veya travmanın kendi tabi sonuçları olabilir.


Dolayısıyla mutlaka psikiyatrist ve psikiyatristin önereceği eğer gerekliyse tedavileri kullanmayı tavsiye ediyorum.

 

 

2) Kumar bağımlılığı ve tedavisiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

 

 

Kumar bağımlılığı da tıpkı alkol/madde bağımlılığı gibi bağımlılıklardan birisi. Tedavisinde bir dürtü kontrol sorunu da olduğu için dürtü kontrolünde işe yarayan ilaçların da katkısı olabilir. Antidepresanların, antipsikotiklerin katkısı olabilir ama sonuç olarak kumar bağımlılığı kişinin kendisini kumar oynamaktan alıkoyamadığı, huzursuz hissettiği, sürekli olarak zihninde kazanacağı, kaybettiği paraları da yeniden kazanacağı veya bir gün zengin olacağı vs. gibi düşüncelerin olduğu ve bazen buna eşlik eden alkol/madde kullanım bozukluklarının olduğu yahut depresyon, kaygı bozukluğu gibi diğer hastalıkların olduğu veya başka dürtü kontrol sorunları öfke kontrol sorunlarının olduğu bir psikiyatrik tablo olarak ortaya çıkabilir.


Bu nedenle yoğun kayıplara yol açan kumar bağımlılığının düzgün tedavisi bu dahi hayat kurtarıcı olabilir. Çünkü yoğun kumar kayıpları nedeniyle intihar olaylarının ortaya çıkması da az görülen şeylerden değildir.


Böyle kumar bozukluğu olup da tedavi ettiğimiz hastalarımız oldu. Hayatları ciddi anlamda bozulmuştu ve değişti, yeniden hayata dönenler oldu.


Böyle bir genç hanım hatırlıyorum.  Yaklaşık 15 sene kadar önce 50 bin ₺ kadar ailesini borca sokmuş ve eşiyle olan ilişkisini de zora sokmuş birisiydi. Ağır bir depresyonu da vardı. İnternet üzerinden maç bahisleri oynuyordu ve ciddi kayıplar yaşıyordu. O kişinin tedavisini sürdürdük, tabloya depresyonu da eşlik ediyordu ve hasta ciddi anlamda düzeldi. Düzeldikten sonra hayatına bir iş kadını olarak devam etti.


Epeyce seneler sonra benim muayenehanemin olduğu yerde bir organizasyon gerçekleştiriyordu. Orada karşılaştık kendisi geldi ve hatırlattı. ‘’Hocam seneler önce çok ciddi kumar sorunlarım vardı. Şimdi çok iyiyim. İyileştim ve hayatıma devam ediyorum. Evliliğim, hayatım her şey düzeldi, işime gidiyorum. Teşekkür ederim, müteşekkirim.’’ diye ifade etmişti ve ben hastayı hatırladım.


Dolayısıyla kumar bağımlılarının iyileşmez kişiler olduğu konusundaki kanaatte çok doğru bir kanaat olmayabilir. Tedavisi için bu rahatsızlığı olanların psikiyatristle temas etmelerinde fayda var. Konu sadece ilaçla ilgili değil davranışçı yaklaşımların da burada önemi var. Kişinin kumar oynama sıklığını azaltabilecek veya onu kumardan uzak tutabilecek şekilde, olan biteni kavramasını sağlamak ve bizim de olan biteni yeterince anlamamızı sağlayacak şekilde görüşmeler yapmak ve kişiyi kumardan uzak tutacak şekilde bazı bilişsel davranışçı psikoterapi müdahalelerinde bulunmak mümkün. Çünkü insanlar belli ruh hallerinde bu dürtüsel davranışları sergiliyebiliyorlar eğer öncesinde o ruh hallerinin ne olduğunu yeterince anlar, tespit eder ve öğretirsek onlar da o gergin ve sıkıntılı anlarında kumar oynamak yerine gerginliklerine başka boşaltım yolları bulup rahatlayabilirler. Gerekli ilaç tedavileriyle de dürtü kontrollerini sağlamak mümkün olabilir.

 

 

3) Mevsimler, hatıralarının olduğu mekânlar hastalığı nüksettirir mi?

 

 

Çok ince ve duygusal bir soru. Depresyon için mevsimler önemlidir özellikle sonbahar ve kış aylarında Kuzey Yarım Küre’deki bizler için yeryüzüne düşen ışık miktarının azaldığı ve depresyona yatkınlığımızın arttığı zamanlardır. Çoğu kişi depresyona yatkın olanlar sonbaharı ve kışı çok sevmezler bu yüzden veya kapalı havaları sevmezler. Çünkü ışık miktarı azalınca beyindeki serotonin işleyişi de olumsuz yönde etkileniyor.


Serotonin de ciddi anlamda antidepresan etkinliğine sahip bir kimyasaldır. Işıkla serotonin üretimi arasında bir ilişki var. Yüksek ışık miktarı serotonin kimyasalının daha rahat üretilmesini sağlıyor. Hatta bu nedenle ışık tedavi ve terapileri var. Özellikle kuzey ülkelerde İsveç, Danimarka, Norveç vs. gibi daha az ışığa maruz kalan ülkelerde ‘’ışık terapisi’’ denilen tedavi depresyonda kullanılıyor. Özellikle ışık terapisi mevsimsel depresyonlarda öneme sahip ilginç bir biçimde.


Ben uzun yıllar Gaziantep’te görev yaptım şimdi Adana’dayım. Gaziantep belki de Türkiye’nin en fazla ışık alan şehirlerinden birisidir. Fakat orada bile gün ışığı depresyonuyla karşılaştım. Yurtdışından ışık tedavisi cihazları getirterek o hastalarda uyguladık ve gayet olumlu neticeler aldık. Dolayısıyla mevsimler hastalıkların nüks etmesine neden olabilir psikiyatrik hastalıklar açısından.


Bahar ve yaz ayları da ‘’hipomani ya da mani’’ dediğimiz aşırı coşkunlukların nüksettiği zamanlardır. Hatta bununla ilgili halk arasında espriler de vardır. ‘’Patlıcan zamanı geldi bu böyle oldu.’’ diye. Manik depresif hastaların özellikle manik ataklar geçirmesine bu şekilde bir deyimle karşılık bulurlar.


Sorunun ikinci kısmı: hatıralarının olduğu mekânlar hastalığı tetikler mi? Bunlar tabii eğer çok ağır travmatik yaşantılarsa şüphesiz o günün üzüntülü, kederli, travmatik yaşantılarını, hatırlayabiliriz.


Hastalığı tetikler mi? Bundan emin değilim ama bizi üzeceğini, tedirgin edeceğini söyleyebilirim. Tabii bunu olumsuz hatıralar için söylüyorum.


Olumlu hatıralar ise çoğu zaman bizi güvende hissettirir. Yani söz gelimi ben Adana’ya geldim ve şu an içinde bulunduğum muayenehaneyi çocukluğumun geçtiği mahallede Döşeme Mahallesi’nde açtım. Benim için çocukluğumun güven veren, güzelliklerin geçtiği bir zaman dilimiydi. Bunu özellikle arzu ettim.


Bu mahallede, bu binada kendimi çok daha rahat hissettiğimi söyleyebilirim. Dolayısıyla yaşadığımız hatıralara göre onların bizde yaptığı çağrışımlar ruh halimizi etkileyebilir. Şüphesiz çok kötü hatıraların yaşandığı bir mekânsa olumsuz duygulara neden olabilir. Yeniden o duyguların yaşanmasına neden olabilir ama hastalığı yeniden tekrar ettirecek kadar sonuçlar doğurur mu bundan emin değilim.

 

 

4) Siklotimik bozukluk hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

 

Siklotimik bozukluk şu an kullanılan bipolar bozukluk kategorilerinden birisi. Hafif düzeyde tekrar eden bipolar bozukluk demek. Yani hipomani kadar olmuyor veya depresyon kadar derin olmuyor böyle sürekli dalgalanan biraz neşeli, biraz depresif dönemlerden geçerek hayatı yaşamak oluyor. Siklotimi böyle bir hastalık.


Bu insanlar bariz bir akıl hastalığı veya çok ağır bir depresyon ya da mani yaşamadıkları için de toplumda tam ne oldukları da anlaşılamaz. Biraz şakalar da yapılabilir haklarında bu dalgalı ruh halleri nedeniyle. ‘’Sağı solu belli olmuyor. Günü gününü tutmuyor. Çatlak…’’ gibi ifadelere rastlayabilirsiniz.


Burada aslında seyir bipolar bozukluğun seyri gibidir. Yani manik depresif hastalığın seyri gibidir. Daha hafif seyrettiği için arada kaynayabilir. Hastalık olduğu fark edilmeyebilir.


Siklotimik kişilik gibi de tabirler kullanılıyor ama bunların hepsi yani hipertimik kişilik veya siklotimi bunlar bipolar bozukluğun tezahürleridir.


Kişiler bundan rahatsızsa ve tedavi talepleri varsa psikiyatriste ulaşmışlarsa duygudurum dengeleyicilerden fayda göreceklerdir. Bu şekilde olan çok sayıda hastaya duygudurum dengeleyicilerle makul/hafif müdahaleler yaptığımızda onların çok daha dengeli bir hayata kavuştuklarını, çevreyle olan ilişkilerinin çok daha dengeli hale geldiğini, iş ve günlük hayatında, aile hayatında ciddi işlevsellik düzelmesi yani hayatlarının daha tertipli düzenli gitmesi ve daha verimli bir hayat yaşamalarının mümkün olduğunu görüyoruz.


Dolayısıyla siklotimik bozukluk çok da hafife alınacak bir konu değildir. Hafif bir bipolar bozukluk tezahürü olsa bile hayatımızı daha dengeli yaşamamız tedavi de mümkündür.

 

 

5) Bana hiperaktivite teşhisi konuldu. Bu hastalıktan dolayı zihnimde sürekli aynı anda farklı düşünceler olmasından çok yoruluyorum. Tavsiyeniz nedir?

 

 

Bir kere dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu toplumun %7’sinde görülen ve erişkinlik yaşamında da en az %4’ünde devam eden çocukluk çağı hastalığıdır. Çocukluk çağında başlar ama erişkinlik yaşamında da devam eder.


Çocukluk çağı hastalığı olarak bilindiği için de psikiyatristler arasında erişkinlikte dikkatle hastalara odaklanıp da taraması yapılan bir hastalık değildir. Bu nedenle çok sayıda hasta psikiyatriste ulaştıkları halde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu veya hiperaktivite bozukluğu tanısını almadan hayatlarını sürdürmeye devam etmektedirler.


Soruları da ayrıntılı olduğu için ben DSM-5 kendi kitabımızdan dikkat eksiliği hiperaktiviteyle ilgili soru setini ayrıca fotokopisini çektirip masama koymuş durumdayım, bakın burada duruyor. Hastalarımda bundan şüphe ettiğimde hemen bakıp, tek tek o soruları sorarak bu tanıyı atlamamaya çalışıyorum.


DSM burada da görüyorsunuz bizim ana kitabımızdır. 2 ana kitabımızdan birisidir, diğeri de ICD. ICD Dünya Sağlık Örgütü’nün kitabıdır. DSM ise Amerikan Psikiyatri Birliği’nin kitabıdır. Bunlar tanısal sistemlerdir. Yani hastalara tanı koyduğumuz sistemlerdir.


Psikiyatride tanılar çok soyut, belli bir ölçüt yok gibi şeyler duyarsanız bunlar afaki şeylerdir. Gerçeklikle bir ilgisi yok. Bizim neredeyse tabir uygunsa Kuran gibi İncil gibi temel kitaplarımız var. Psikiyatrinin Kuran’ı, İncil’i sayılabilecek kitaplar bunlar. Oradaki tanı ölçütlerine göre tanı koyuyoruz ve dolayısıyla belirsiz ve havada uçan kaçan yüzen bir tanı değildir.


Dolayısıyla dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısına dikkat etmek ve tedavisini düzgün yaptırmak gerekir. Aksi takdirde soruda sorulduğu gibi zihninde sürekli aynı anda farklı düşüncelerin akması gibi, başkalarının sözlerini kesmek gibi, sabırsızlık, öfke kontrolündeki bozukluklar gibi davranışlar sıklıkla ortaya çıkar ve insan hayatını zora sokar.


İsterseniz hiperaktiviteyle ilgili birkaç belirtiyi sayayım:


- Çoğu zaman elleri ayakları kıpır kıpırdır ve oturduğu yerde kıpırdanıp durur.


Bu çoğumuzda vardır bende mesela hiperaktivite hastası değilim ama bacaklarımı sallarım. Bazı video çekimlerinde dikkatinizi çekmiş olabilir, hafif sallanıyor olabilirim.


- Çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.


Çocuklukta olan şey bu bazen erişkinlikte de görüyoruz. Hasta bazen bir süre oturuyor ve kalkıyor muayenehanenin içerisinde bile dolaşmak istiyor.


- Çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır.


Çocuklarda böyle erişkinlikte ise böyle bir huzursuz ruh hali yani içi içine sığmıyor gibi olabilir.


- Çoğu zaman sakin bir biçimde boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.


Yani bir köşeye oturup sakince kitabını okuyamaz veya diğer çocuklarla, insanlarla sabit ve sakin bir işlemi sürdürmekte zorlanabilir.


- Çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.


- Çoğu zaman çok konuşur.


Evet, yani hiperaktif hastaların önemli özelliklerinden birisi de bu.


- Çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.


- Çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır.


- Çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer.


İşte burada sayılan belirtilerden 6 tanesini bir arada olursa bu hiperaktivite anlamına geliyor.


Her zaman dikkat eksikliğiyle birlikte değildir. Özellikle erkeklerde çoğu zaman sadece hiperaktivite olarak seyreder.


Kadınlarda ise dikkat eksikliğini daha sık görüyoruz.


Bazen çocukken dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olanların hiperaktivitesi sönüyor, dikkat eksikliği kalıyor. Böyle tablolar da görüyoruz ama her halükarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tek başına hiperaktivite bozukluğu olarak da seyredebilir toplumun, erişkin nüfusun %4’ünü etkileyen çok önemli bir hastalıktır.


Bu durumda bu nüfusun şizofreninin 4 katı olduğunu söylememiz gerekir. Yine bipolar bozukluk kadar çok yaygın bir hastalık olduğunu ve psikiyatristlerin bu hastalığın tanılarını atlamaması gerektiğini söylememiz gerekir.


Bu hastaya tavsiyem: öncelikle bir farklı psikiyatriste gidin ve tedaviniz yeniden düzenlensin ve ilaçlarınızı da düzenli kullanın. Bu yorgunluğunuz da geçecek ve dikkatinizi de daha iyi toplayacaksınız.

 

 

Bu metin, Prof. Dr. Haluk Savaş’ın Ahval haber sitesi ve kendi Youtube kanalında yayınlanan ‘’Bir Tatlı Huzur Prof. Dr. Haluk Savaş’la Soru-Cevap Psikiyatri’’ programının yazılı halidir.